□Aslanlığınızı kaybetmeyin.
□Arılar ve Sinekler
□Yumuşak Söz Kemik Kırar
□Günahı Hissetmek
□Sadık Olan Herzaman Kazanır
***
Aslanlığınızı kaybetmeyin.
[ @LokmnHokm hesabından alınmıştır ]
Günlerin birinde kral arslan ormanda gezinirken karnı acıkınca semiz bir ceylanı devirerek karnını doyurdu. Ancak arslan birkaç gündür keyifsiz ve hastaydı.Çakal, yemekten sonra bir ağaca yaslanan arslanın rahatsız olduğunu sezdi ve yaklaşarak sinsi bakışlarıyla sordu.
Çakal: “Kralım sağlığınızın pek iyi olmadığını görüyorum.”
Arslan: “Avın eti mideme dokundu, biraz uyursam iyi gelir.”
Çakal:”Kralım izin verin midenizi hemen tedavi edeyim de şöyle derin, deliksiz bir uyku çekin.”
Çakal sözleriyle kralı yatıştırdı ve uykuya dalmasını sağladıktan sonra avdan geri kalan bağırsakları kullanmak yoluyla ormanların kralını.. kocaman bir ağaca bağlayıp gülerek oradan ayrıldı. Aslan uyandığında bedenini ağaca bağlayan bağırsakların kuruyarak katılaştığını, elleri ve ayaklarının kıpırdayamaz halde olduğunu farketti. Koca kral çakalın pususuna düştüğünü anladı ama iş işten geçmişti. Hareketsiz bir tutsak olarak beklerken susadı ve acıktı, ama elinden bir şey gelmiyordu. Neden sonra, karnını doyurmak için deliğinden çıkan küçücük bir fare ormanlar kralı aslanı öyle görünce:
-“Merak etme kralım, seni kurtarırım” dedi ve kralı çepeçevre saran bağırsakları afiyetle yiyerek arslanı kurtardı. -Tüm bu yaşadıkları kral arslanı derin düşüncelere sevk etti. Karşısından gelen diğer arslan halini sorunca kral acı, hayret, burukluk ve kırıklık dolu bir tavırla:
-“Arslanların çakallarca pusuya düşürülüp fareler tarafından kurtarıldığı bir ortamda bize yaşamak kalmadı” dedi.
Ve kendisine başka bir orman aramak için yola çıktı.
Çakalların tuzağına düşen Aslanlar… Aslanlığınızı kaybetmeyin.
–Çakalın biri boya küpüne düşmüş, biraz uğraştıktan sonra küpten çıkmayı başarmış. Bakmış ki üzeri rengarenk. Önceki halinden çok farklı. Eee, çakallık var ya kanında; hemen fırsat bu fırsat deyip ormana koşmuş.
-Orman sakinleri onu görünce çekinip uzak durmuşlar. Bakmışlar ki; rengarenk, garip, daha önce görmedikleri bir yaratık. Çakal bunu fark edince çakallığını göstermiş. Çekine çekine “Sen de kimsin?” diye sorulunca “Ben ormanın yeni kralıyım!” demiş.
-Oradakiler şaşırmış ama karşı çıkamamışlar, çünkü korkmuşlar haliyle.
Bu şekilde etrafındaki herkesi yanına toplamış çakal ve beraberce arslanın karşısına dikilmişler.
-Çakal “Bundan sonra kral benim burada!” demiş. Arslan bakmış manzaraya, bütün orman ahalisi yeni kralın çevresinde; “Tamam! Haklısın, yeni kral sensin! Müsaadenle ben de senin vezirin olayım. İşlerini yaparım, getir götür işlerine bakarım, sana yardımcı olurum!” demiş.
-Çakal ya bu, hoşuna gitmiş; kralı bu duruma düşürmenin doyumsuz zevkini yaşamak istemiş. “Tamam! Vezirim ol!” demiş.
-Yeni kral tahtına kurulmuş, günler günleri kovalamış, arslan her şeyin farkında fakat sabırla bekliyormuş. Bir gece uzaktan çakal ulumaları duyulmaya başlamış. Bizim yeni kralın içi içini yemeye başlamış.
-Ne de olsa kanında çakallık var. Dayanamamış, başlamış uzaktan uluyan çakallara karşılık vermeye, yani ulumaya. İşte tam o sırada uyuyor sandığı arslan yerinden fırlamış ve basmış pençeyi çakalın boğazına.
“-Ben senin ne halt olduğunu en başından biliyordum, fakat etrafımdakileri inandıramıyordum!” demiş.
☝️☝️☝️
UNUTMAMAK LAZIM ki bazı hadiseler kimin çakal kimin kral olduğunu gösterir. Hiçbir çakallık, hiçbir gizli hesap gizli kalmaz. Gerçek krallar uyuyor gibi gözükseler de hep uyanıktırlar
– Gecenin ortasında sabahı görmek için gece secde de olmak gerekir. Bu ülke, bu kent, bu sokaklar bizim bir gece yarısı elimizden alınan bu mülkler bizim alın terimiz.
Hoşçakal demeyeceğiz Hoşt çakal diyeceğiz.
– Hikaye bu demek gerekir bazen bazen de hikaye ne çok benziyor demek lazım.
KARAR SİZİN.
***
ARILAR ve SİNEKLER
Arıları ve sinekleri ağzı açık bir şişeye koymuşlar. Şişenin taban tarafını ışığa doğru, Açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştirmişler. Arıların hepsi ışık olan tarafa doğru ilerlemiş . Ama şişenin tabanı kapalı olduğundan dışarı çıkmayı başaramamışlar.
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doğru doluşmuşlar ve dışarı çıkıp karanlıkta kaybolmuşlar. Karanlık tarafta bulunan şişenin açık ağzına doğru tek bir arı bile gitmemiş…!!!!! Camın önünde ışığa doğru çabalamaya devam etmişler. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce; Karşımıza anıt gibi dikilen bir yaşam tarzı ortaya çıkıyor….
A. Einstein e göre arılar olmazsa, insan yaşamı 4 yıl sonra son bulur…
Arılar nerede, hangi çiçek ile besleneceğini bilen, yüzlerce kovan arasında kendi kovanını bulabilen, Ve o kovanın yüzlerce peteği arasından kendininkine yumurtlamayı hiç şaşırmadan uygulayabilen bir canlıdır…
Ve bu olağanüstü canlı Nasıl olur da şişenin ağzını bulup çıkamaz değil mi? Kuşkusuz Işığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır… Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyeceklerdir… Ve bu uğurda da gerektiğinde ölmeyi göze alabileceklerdir.
Sinekler ise karanlığa doğru sıvışan kaçaklardır. Hiç umursamadan Karanlığa doğru yürüyenlerdir. Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak, bencil varlıklardır. Sadece kendi yaşamları değerlidir. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler. Değerlerin bi önemi yoktur….
Arıyı kovalamak isterseniz o kaçmaz, sizinle savaşır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür. Ama sinekler kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler terkettikleri yere.Mikrop taşıyan ayaklarıyla ezerler;yaşadığımız heryeri..Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.Oysa sinekler heryere yumurtlar,heryerde ürerler. Çöplüklerde,tuvaletlerde, bataklıklarda
Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur.
⁉️Sinek olup karanlığa mı?
⁉️Arı olup aydınlığa mı?
Engellere rağmen ışığa yürüyenlere, ışığa ulaşmak için çabalayanlara, insanca değerleri yaşatma adına mücadele edenlere ve ışık saçanlara SELAM OLSUN…
***
YUMUŞAK SÖZ KEMİK KIRAR…
-Rivayet edilir ki Hz. Süleyman zamanında çölde Kitovros adında çok güçlü bir dev yaşarmış. Bütün canlıların dilinden anlayan Hz. Süleyman zaman zaman bu deve de iş yaptırırmış.
Bir gün devi yanına çağırarak dağları göstererek bu dağların içinden bir yol aç diyerek görev vermiş. Fakat Kitovros düz bir hat üzerinde yürür önüne gelen ne varsa parçalayarak, taşları kırarak ağaçları sökerek ilerlermiş… Kitovros, Hz. Süleyman’dan aldığı yol açma görevini bu şekilde yaparken dul bir kadının evine rast geldi. Yaşlı kadın deve evini yıkmaması için yalvardı. Tatlı dili ile halini anlattı.
– Kitovros’a sadece gözü yaşlı bir şekilde yalvarmadı yaşlı kadın bir şeyler de ikram etti. Bir tarafta Hz. Süleyman’ın emri, bir tarafta yaşlı kadının tatlı dil ile yalvarması… Kitovros’u çok etkiledi.
-Yaşlı ve kimsesiz kadının tatlı dilinden etkilenen ve fakirlik içinde olmasına rağmen yaptığı ikramlar devin kalbini yumuşattı. Ve dev verilen görevden kurtulmak için kendi kemiklerini kırmayı tercih etti. Kendi kemiklerini kıran dev yaşlı kadının evini yıkmadı. Bu olaydan sonra halk arasında “yumuşak söz kemik kırar” sözü kullanılmaya başladı. İşte bu sebeple erenler her yerde her halde ve her ortamda üslup önemli… Çok ama çok önemli.Hangi şartta olursanız olun kemik kıran yumuşak sözü tercih edin.
– Zaman zaman sosyal medyada gördüğümüz bazı paylaşımlar, bazı ölümler arkasından kurulan cümleler yangına benzin dökmekten başka bir işe yaramıyor. Lütfen izahınız ama onlarda yapıyor ya da başkaları da yapıyor olmamalı…İnsanlar arasına duvar ören, düşmanlık ve öfke kaynağı olan, insanları umutsuzluğa sevk eden, kaba, argo paylaşımların inanın hiç kimseye faydası yok.
İnsan olan derdini karşısındaki ne hakaret etmeden, düşmanlıkları keskinleştirmeden insanları birbirine düşman etmeden de anlata bilir. Geçmişte öyle ya da böyle zararını gördüğünüz bir insan öldüğünde onun geride kalan ailesini incitecek, sizin düşünce dünyanıza yakınlarsa da soğutacak paylaşımların inanın kimseye faydası yoktur.
Cami kürsüsünde yaptığı konuşma ile insanları camiden soğutan din adamları, miting meydanında anneleri yuhlatan siyasetçiler ve onların sosyal medya da herkese saldıran hakaret eden, gazetecilere küfreden, din adamlarına münafık diyen kadrolarına benzemek ne kadar yanlış.
Biz her şeye rağmen “kemik kıran yumuşak” sözlerden vaz geçmeyeceğiz.
***
GÜNAHI HİSSETMEK!
–İmam Ebu Hanife (rahimehullah) bir meselenin içinden çıkamadığı zaman arkadaşlarına: “Bu durum, yaptığım bir günah sebebiyledir,” dermiş ve bundan istiğfar edermiş. Bazen de kalkar namaz kılarmış, böylece bu mesele ona kolaylaşırmış. Bu durum Fudayl b. Iyad (k.s) anlatılınca, hıçkıra hıçkıra ağlamış ve demiş ki: “O, günahı az olduğu için bunu hissediyordu, günahı çok olanlar bunu asla anlamazlar.” (Molla Aliyyul Kari, Tabakatu’l-Hanefiyye, II, 487)
Yorum: “İnsan bir ahıra girince, tezek kokusundan duramaz ama orada durmaya devam ederse, bir süre sonra kokuyu duymamaya başlar. Halbuki giden koku değil, bizim hislerimizdir. Başta nefsim bir çok insanın kendisini günahsız ve masum hissetmesi bu noktadanmış demek…”
***
SADIK OLAN HER ZAMAN KAZANIR
Zülkarneyn (aleyhisselâm) ordusuyla gece yolda giderken ordusuna,
– Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir.
Ordu bu emri duyunca; içlerinden bir grup,
– Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti bir de ayağımızı takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız? Hiçbir şey toplamayalım, diyerek hiçbir şey toplamazlar.
İkinci grup ise;
– Madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim. Zira ordunun komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey toplarlar.
Üçüncü grup ise,
– Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Bir hikmete vardır, diyerek bütün kaplarını ağzına kadar doldururlar.
Sabah olduğunda bir de bakarlar ki, meğer bir altın madeninden geçmişler de, ayaklarına değen şeylerin altın olduğunun farkına varamamışlar.
Bunu anlayınca hiç almayan birinci grup,
– Ah niçin almadık! Nasıl dinlemedik komutanımızın sözünü. Keşke alsaydık! Bir tane bari alsaydık, diyerek pişman oluyorlar.
Az alan ikinci grup ise,
– Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, abalarımızı hınca hınç doldursaydık, diye sitem ediyorlar kendilerine.
Çok alan üçüncü grup ise,
– Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımızı atsaydık, daha çok toplasaydık. Her şeyimizi doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek” fazla almalarına rağmen üzülüyorlar. [İç Derinlikleriyle Hizmet İnsanı/Fatih DEĞİRMENLİ]