□ Koyun Postunda Kurtlar
□ Geciken adâlet ve Adaleti öldürenler
□ Hukuk ve Padişahlar
□ Yorumsuz
□ Diktatör BİRÇar
***
KOYUN POSTUNDA KURTLAR
□“Bakara Sûresi”
•204 – İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. Üstelik sözünün özüne uyduğuna Allah’ı da şahit gösterir. Halbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır.
•205 – Senin yanından ayrılınca, ülkede fesat çıkarmaya çalışır, ÜRÜNLERİ ve NESİLLERİ MAHVETMEK için uğraşır. Allah, elbette fesadı (bozgunculuğu) sevmez.
[Bu âyette ülkenin istikbalinin en önemli iki rüknüne dikkat çekilmektedir. Maddî hayatın, ekonomik hayatın esası ürün, manevî hayatın esası ise yeni nesillerin iyi yetiştirilip eğitilmesidir.]
•206 – O adama: “Allah’tan kork da fesat çıkarma!” denildiğinde, kendini benlik ve gurur kaplar ve bu, onu daha fazla günaha sürükler. Böylesinin hakkından cehennem gelir. Gerçekten ne fena yataktır o cehennem!
•207 – İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah’ın rızasını kazanmak için kendisini feda eder. Allah da kullarına pek merhametlidir.
[Kur’ân-ı Hakim ve Açıklamalı Meali]
□Ebû Hüreyre ve İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ahir zamanda, dinle dünyayı taleb eden insanlar zuhur edecek. Bunlar, insanlar(a iyi görünüp, onları aldatmak) için öyle bir yumuşaklığa bürünürler ki koyun postu yanlarında kaba kalır. Diller de baldan daha tatlıdır. Ancak kalbleri kurtlarınkinden vahşidir. Cenâb-ı Hakk (bunlar için) şöyle diyecektir: “Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz, yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zât-ı Akdesime yemin olsun, bunlar üzerine, kendilerinden çıkacak öyle bir fitne göndereceğim ki, içlerinde halîm olanlar bile şaşkına dönecekler.” [Tirmizî, Zühd 60, (2406, 2407).] buyurdu. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/312)
***
□Nevf el-Buhali: “Allah’ın gönderdiği kitapta dinlerini dünya için kullanan bir topluluk görüyorum. Bunların dilleri baldan daha tatlı, kalpleri sabir otundan daha acıdır. Koyun postuna bürünmüşlerdir fakat içlerinde kurtlar gezinmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bunlara münafık denir.
“Yukarıda ifade edilen ayetler ve Hadîs-i Şerifte ÇOK TEHLİKELİ BİR İNSAN TİPİ tasvir edilir. MÜNAFIKLARIN ikiyüzlü karakter özellikleri canlandırılır, bunlar belirgin ve canlı birer tablo haline getirilir: Karakter yapısı sergilenen bu kişi hoşa giden ve büyüleyici bir üslupla konuşmakta; kendisini iyiliğin, samimiyetin, dostluğun ve fedakârlığın bir sembolü olarak tanıtmaktadır. Konuşurken ağzından âdeta bal akmaktadır. Sözlerinin tesirini ve inandırıcılığını daha da arttırmak için kalbindeki duyguların doğruluk ve içtenliğine Allah’ı şâhit göstermektedir. Halbuki o, gönlünde en küçük bir sevgi ve müsamaha olmayan amansız bir düşmandır. Kalbinde kin, nefret ve düşmanlık kaynamaktadır.
Âyette geçen اَلَدُّ الْخِصَامِ (eleddü’l-hısâm) (Bakara 204) ifadesine “düşmanlığı şiddetli; çok münakaşacı ve cidâlci; Allah’a isyanda şiddetli kasvet sahibi ve bâtıl yolda mücâdele eden; sözü kuvvetli ameli zayıf, hikmetle konuşan fakat hatalı iş yapan; zorba ve zâlim” gibi mânalar verilmiştir. (Taberî, Câmi‘u’l-beyân, II, 429-430)
Bu sebepledir ki yalancılığı ve kandırmacılığı meslek haline getirmiş olan bu tip, dönüp gidince veya hâkimiyeti ele geçirip sorumlu bir mevkiye gelince, maharetle gözlerden sakladığı gerçek yüzünü meydana çıkarır; kötülük, azgınlık, kin ve bozgunculuk saçan özünü gözler önüne serer. O, bütün katılığı, gaddarlığı ve bozgunculuğuyla bitki, hayvan ve insan bütün canlıların neslini yok etmeye, köklerini kurutmaya çalışır.”(Fî Zılâl’il Kur’ân/Hak Dîni Kuran Dili/Envârü’t-Tenzîl ve Esrâru’t Te’vil gibi tefsirlerden özetlenmiştir)
• Mervan bin Abdülmelik Medine valiliği yaparken devrinin önemli alimlerinden birisi olarak gösteriliyordu. H 65-86 yılları arasındaki halifelik devri Mervan’ın gerçek yüzünün ortaya çıktığı tarihin en büyük zulümlerinin yapıldığı kanlı bir devirdir. Haccac-ı zalim onun komutanlarından birisidir. (Suyuti, Tevarih-i hulefa mevsuatuşşamile, Emeviler devri.)
Rabbimiz! BİZLERİ kitap ve sünnette ifade buyurduğu nifak sıfatlarını üzerinde taşıyan bir MÜ’MİN olmaktan uzak hakiki müslümanlığı ihlas ve samimiyetle yaşayan kullarından eylesin..!
***
GECİKEN ADALET VE ADÂLETİ ÖLDÜRENLER
• Bir gün, halktan biri Bursa Kadısı’nın huzuruna çıkıyor, destur alıp derdini anlatmaya başlıyor: “Dün at pazarından bir at satın aldım. Evime götürürken, aldığım atın hasta olduğunu farkettim.”
Kadı Efendi akıl vermeye başlıyor: “Hemen eski sahibine iade etseydin.”
“Ben de öyle yapmaya karar verdim, amma atı iade etmeden önce, makamınıza uğrayıp görüşünüzü almak istedim, fakat makamınızda yoktunuz, görüşemedim.”
Kadı Efendi’nin yüzü değişiyor: “Ha evet” diyor, “Emir Hazretlerine çok mühim bir mesele danışmaya gitmiştim. Yarım saat bile sürmedi, hemen makama döndüm.”
“Eminim ki işiniz mühimdi. Lâkin benim işim de benceleyin mühimdi. Sizi makamda bulamayınca, ‘yarın tekrar gelirim’ dedim, atı evime götürdüm.”
Kadı Efendi, sorunun çözüldüğünü zannedip rahat bir nefes alıyor: “Eh, ben de olsam öyle yapardım. Bak bugün ne güzel anlatıyorsun derdini.”
“Anlatmasına güzel güzel anlatıyorum, ama bakalım derdimin dermanı var mı?”
“Elbette var” diye atılıyor Kadı Efendi, “atı eski sahibine hemen iade ediyorsun!”
Adam derin bir soluk alıyor: “Ne yazık ki, artık mümkün değil.”
“Nedenmiş canım. At pazarı şuracıkta, gider adamı bulursun, böyle iken böyle dersin, Kadı Efendi’nin hükmü var dersin; hatta yanına bir de hüküm kâğıdı veririm, inanmazsa onu gösterirsin. İtiraza mecali kalmaz.”
“Mümkün değil Kadı Efendi, çünkü dün sabaha karşı at sizlere ömür!”
Kadı Efendi yerinden fırlıyor: “Ne!.. Öldü mü?”
“Maalesef. Bu yüzden geri veremem. Anlayacağınız zarara uğradım. Mağdur oldum. Mağduriyetimi giderin.”
Kadı Efendi birden yoruluyor, derin bir can sıkıntısının kıskacına düşüyor. Alt ediyor, üst ediyor, nihayet kararını açıklıyor: “Benim yüzümden zarara uğradığın apaçık ortada. Şayet makamdan ayrılmasaydım, zarara uğramayacaktın. Bu hâdisenin böyle gelişmesi benim ihmalimden kaynaklanmıştır. Binaenaleyh zararını ben karşılayacağım!”
Adam hayretle soruyor: “Asıl suçlu bana hasta atı satan adamdır, ondan tahsil edin, sizin ödemenize gerek yok. Mutlaka çok mühim bir işiniz olduğu için mahkemeden ayrılmak zorunda kaldınız.”
“Ne olursa olsun” diyor Kadı, “mahkemeden ayrılmamam gerekiyordu. Bu durumda kusurlu taraf benim. Eğer dün geldiğinizde beni yerimde bulsaydınız, olaya müdahale edip atı eski sahibine geri vermenizi sağlayacaktım. Böylece paranı geri alacak, zarara uğramayacaktın. Benim görevimin başında bulunmamam sebebiyle bu imkân ortadan kalktı. Bu yüzden zararını kendi kesemden karşılamam gerekiyor.”
Öyle de yapıyor, atın parasını kendi kesesinden ödüyor.
Bu çarpıcı hadise, ondan sonra gelen bütün Osmanlı kadılarının “ibret levhası” oluyor… Adâleti geciktirdiği için zarara uğrayan vatandaşın zararını kendi kesesinden karşılayan Bursa Kadısı, “Molla Fenari” lâkabıyla tarihimize geçen ilk Osmanlı Şeyhülislâmı Şemseddin Muhammed’dir. 1430 yılında Bursa’da vefat etmiştir. Türbesi Bursa’da ziyaretgâhtır. Ayrıca yine Bursa’da bir cami ve medresesi bulunmaktadır.
•Filozof olmasının yanında doktor olan Rıza Tevfik, önemli hastalığı bulunan bir arkadaşına tedavisinde kullanılmak üzere avukat bir arkadaşıyla ender bulunan bir ilaç göndermiş. Avukat ilacı vermeyi unutmuş. Rıza Tevfik, arkadaşını ziyarete gittiğinde ilacın tesirini öğrenmek istemiş. İlaç gelmediğini öğrenince avukatı aramış.
Avukat, Rıza Tevfik’e: “Üzülecek bir durum yok. İlaç bendedir. Hasta ölse bile ilacı mirasçılarına teslim ederim. Bendeniz hukukçu olduğum için hakka saygılıyım” demiş. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 sayfa 552)
Adam öldükten sonra “Hakka saygılıyım” demek ne ifade eder. Sen ilacı vermeyi unuttuğun için adam ölüyor, ölüyor.
Zamanında gelmeyen adalet adalet midir?
Ölen adamla beraber adalet ölmüş olur.
Sen istediğin kadar “Ben adilim. Hakka saygılıyım” de.
Adaleti öldüren işini zamanında yapmayan sen oluyorsun.
***
HUKUK VE PADİŞAHLAR
1560 yılında Kaptan-ı Derya Piyale Paşa 200 gemilik Haçlı ordusunu hezimete uğratmıştı. Kanuni Sultan Süleyman Paşa’yı vezir yaparak ödüllendirmek istiyordu. Fakat kendi koyduğu kanun gereği vezir olması mümkün değildi. Kanuni, devleti laçkalaşmaması için kanunu aşmamış, torunlarından Cevher Han Sultan ile evlendirerek ödüllendirmiştir. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 sayfa 641)
Osmanlı düğünlerinin en muhteşemi 1582 yılında 57 gün süren 3. Mehmet’in sünnet düğünüdür. Düğünde hünerlerini başarılı bir şekilde sergileyen bazı kişilere ödül olarak ne istedikleri sorulunca yeniçeri ocağına kaydedilmeyi istediklerin söylemişlerdir. Koçi Bey’in Risale’sinde anlatıldığına göre ocağın muhalefetine rağmen padişah kendisini kanunlardan üstün sayarak zorla adamları yeniçeri ocağına kaydettirmiştir. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1 sayfa 613)
Yeniçeri ocağının ilk bozulması buradan başlamış ve devlete millete hizmetleri nam salmış yeniçeri ocağı zamanla şirazeden çıkmış ve nihayet kaldırılmıştır. Liyakatsiz insanları millete hizmetin birer VESİLESİ olan devlet kurumlarına adam kayırarak doldurulursa yaşanacak akıbet farklı olmayacaktır..
Ne acıdır ki medyaya yansıdığı kadarıyla..
•uyuşturucu baronu savcı..
•uyuşturucu kuryesi polis ve müdürü..
•baskına gittiği evde bulduğu parayı cebine atarken kameraya yakalanan polis
•suç örgütü liderine aşkım diye mesaj atan kadın hakim..
•fuhuş yapan kadınların davalarına bakan hakimin dosyayı kapatmak için onları fuhuşa zorlaması..
•aynı kurumda çalıştığı sivil insana tecavüz eden iki albay ve bunu aklayan yargı mensuplarını
•Birliğindeki 15 ere tecavüz eden komutan ve intiharına sebeb olduğu bir asker..
•Gayrı meşru ilişkisi olduğu ortaya çıkan diyanet mensubu imamlar..
•Sınavda ülke derecesi yapıp mülakatta elenen öğretmen adayı ve Öğrencisini öldüresiye döven öğretmen.. Gibi hem ahlaki sıkıntısı olan hemde hukuki olarak suç olan şeyleri işleyen insanları görüyoruz. Yeniçeri ocağındaki bozulmadan daha beter bir çürümüşlüğü gördükçe ürpermemek kahrolmamak mümkün değil..
Rabbimiz niyet ahlak ve akıbetimizi hayretsin..!
***
YORUMSUZ
•Facebookta bir hesab şunları yazmış: Yıllar önce Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde ilk defa başörtülü olarak eğitim görebilmek için bir yürüyüş tertip edilmesi planlanmıştı. O zaman öğrencilerin kurduğu derneğin başkanı ile tanışıklığım vardı. Bana şunları anlattı. Yürüyüşten bir gün önce Hacıbayram’daki kitapçı dostları dernek başkanına, bazı şahısların kitapçıları tek tek dolaşarak buldukları 300- 500 kadar yeşil sarık, yeşil takke, cübbe satın aldıkları haberini ulaştırmışlardı. Başkan hemen arkadaşlarıyla istişare etti ve yürüyüş iptal edildi. O bazı kişiler hemen başkanın kapısına dayandılar ve mutlaka yürüyüşün yapılmasını, “Hak verilmez alınır.” diyerek tahrik etmeye çalışmışlarsa da başkan oyuna gelmemiş ve yürüyüş yapılmamıştır.
•Sisi lakabıyla meşhur Seyhan Soylu, 28 Şubat post modern darbesinin yapılması için çarşaf giyip sokaklara çıktığını itiraf etmiştir. (28 Şubat 2002 tarihli gazeteler)
28 Şubat postmodern darbesi sırasında Gaziantep öğretmen evi yanında çarşaf giymiş erkekler yakalanmış ve tv ekranlarına aksetmiştir.
Medyaya yansıyan şu hadiseler mevzumuza ışık tutmaktadır:
•Sahipsiz afiş :
4 Eylül 1980. Konya’da, Ordu Komutanlığı Karargahı’nın karşısına dev bir afiş asılır:
– “Şeriat İslam’dır.”
Org. (Bedrettin) Demirel, Belediye Başkanı (Mehmet) Keçeciler’i arar:
– Bu afişi asacak başka yer kalmadı mı?
– Paşam, ben astırmadım. Derhal indiriyorum.
Afiş indirilir.
Ve afişi kimin astırdığı bulunamaz.
•6 Eylül 1980.
İhtilal sebepleri arasında sayılan meşhur Konya mitinginin sabahında, Belediye Başkanı Keçeciler, şehri dolaşmaya çıkar. Ve kentin “kimseye zararı olmayan, halkın harçlık verdiği” delileriyle karşılaşır. Örneğin Deli Kazım, Deli İsmail.
Esnafın “sabah erkenden dükkânıma uğrarsa işlerim rast gider” dediği Deli Mustafa. Yine zararsız delilerden “İbibik Selahattin.” 40-50 deli.
“Yeşil cüppeleri” giymişler, başlarında “yeşil sarık”, ayaklarında “çizme”, Konya sokaklarında “şeriat istiyorlar.”
Keçeciler:
– Lan Mustafa, bu kılık kıyafet ne böyle?
– Reis abi, reis abi bizi giydirdiler.
– Kim giydirdi?
– Birileri giydiriverdi… İyi olmuş mu reis abi?
Konyalı delileri “kimlerin giydirdiği” hiç öğrenilemedi.
6 Eylül 1980… Öğleden sonra.
Milli Selamet Partisi’nin Konya Mitingi’nde tam İstiklal Marşı okunacağı sırada…
“Arkalardan 5 kişi” bağırmaya başlar:
– İstiklal Marşı değil, ezan istiyoruz. (Sanki ezanla istiklal marşı birbirine zıtmış gibi)
5 kişinin “gazetelerde resmi çıkar.”
Ama bu 5 kişiyi “Konya’da tanıyan, bilen yoktur.”
Mehmet Keçeciler hemen savcılığa başvurur:
– Bunların bulunması ve haklarında soruşturma açılmasını rica…
Aradan 27 yıl geçti. Bu 5 kişi “hala kayıp.” (11 Şubat 2007 sabah gazetesi)
Geçtiğimiz aylarda sosyal medyaya yansımıştı…Tramway yolu üzerinde cadde ortasında namaz kılan..Açık ve kapalı giyinen kadınlara tacizde bulunan.. söylemlerinde şiddeti teşvik eden .. vb şekilde tahrik içeren olaylara karşı dikkatli olmak olmak lazım.. hele seçim sürecine girilen şu günlerde.. dindarı ve kendini dindar olmayan olarak ifade edenleri tahrik eden söylem ve eylemlere mesafeli durmakta fayda var.. özelllikle önümüzdeki günlerde…
***
DİKTATÖR BİR ÇAR
Tarihte ilginç kişilikler vardır. Bunlardan birisi 18. Yüzyılın sonlarında hüküm sürmüş Rus çarı 1. Paul’dür. Paul’ün ağzından çıkanlar kanunmuş. İnsanların hayatları iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlıymış. Sözünün üstüne söz olmazmış. Bir mesele açıldığında o konuşuncaya kadar kimse konuşmaz, kendi kararını açıkladıktan sonra herkes onu destekleyici açıklamalarda bulunurmuş. İstediği şekilde harcamalarda bulunur, kimse hesap sorma küstahlığında bulunamazmış.
İstediğini asar, istediğini kesermiş. Kendisini insanüstü kabul edermiş. İstediği kişileri liyakatlerine bakmadan istediği makama tayin edermiş. Bir gün yoldan geçerken arabasını durdurup tavrından memnun kaldığı bir askeri yanına çağırmış ve:
“Teğmen! Gel sen de benim arabama bin” demiş. Asker boş bulunmuş ve:
“Bendeniz teğmen değil er’im Haşmetmeab” demiş.
Paul bu cevaba kızmış ve:
“Çar hiçbir zaman yanılmaz yüzbaşı” demiş. Asker:
“Emredersiniz efendim” deyince:
“Aferin binbaşı! Gel yanıma otur.” Asker:
“Yanınıza oturmak hadsizliğinde bulunamam efendim” deyince:
“O nasıl söz albay” demiş.
Paul’le bu kısa konuşmasından sonra er generalliğe terfi etmiş olarak arabadan inmiş.
Adamcağız çarın kararıyla generalliğe terfi ettiği için rütbesine uygun elbise almak için dostlarından borç para almış. 3-4 gün sonra çar yine askeri yanına çağırmış. Bu defa rütbeleri yukarıdan aşağıya indirerek konuşmaya başlamış ve adamcağız arabaya general olarak binip er olarak inmiş. Yaptığı masraf da kendisine kar kalmış. (Tarihi Hakikatler, İsmail Hami Danişment, Tercüman Yayınları, 1979, İstanbul, cilt:1, sayfa 563)
Dünya diktatör Rus çarı 1. Paul’a da kalmadı. Başka kimseye de kalacak gibi durmuyor.
Yunus ne güzel demiş:
Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi
Mal da yalan mülk de yalan
Hadi biraz da sen oyalan
Rabbim bu gerçeklerden ibret almayı nasip etsin.
***