□Mert Değilsiniz
□Ekonomik ve Takva
□Karakter
□Bir anlık Bencilliğine Otuz yıl Pişmanlık Duyanlar
□içerdekiler!
***
MERT DEĞİLSİNİZ!
Anadolu´nun bir köyüne kurtlar dadanmış. Kurtlar her gece köye dalar ve koyunlara, ineklere bir bir saldırırlarmış. Köyde onca köpek olmasına rağmen, ALOŞ isminde bir köpek kurtlarla mücadele eder, onların sürüleri parçalayıp yemesine engel olmaya çalışırmış.
Gel zaman git zaman köylüler bu duruma öyle alışmış öyle alışmış ki, kendi köpeklerini bağlar, kendileri de evlerine çekilir ve ALOŞ´un hırsız kurtlara saldırmasını penceren seyreden bazen de ALOŞ’u galeyana getirirlermiş.
Bir değil, on değil…
ALOŞ, zamanla oynanan oyunları çözmüş. Çünkü ALOŞ kurtlara saldırdıkça, köylüler semiriyormuş, ALOŞ kurtlara aman vermedikçe, köylüler bunu fırsat bilip bunu kara çeviriyorlarmış…Sürülerine sürü katıyormuş. ALOŞ yine böyle bir gün, kenara çekilmiş ve kurtların köye saldırmasını seyretmiş. Kurtların köye saldırdığını gören köylüler, evlerin damlarına çıkarak ALOŞ ALOŞ diye bağırmaya başlamışlar.
Etrafta dönen oyunları çözen ALOŞ bir damın üstüne çıkarak köylülere bağırmış:
“İyi de köylü kardeşler, siz yıllardır korkakça evlerinize,perde arkasına saklandınız, kurtlar köye saldırınca kaçtınız, kendinizi kolladınız, ALOŞ’u da kurtlarla boğuşturdunuz mertseniz gelin KURTLARA birlikte saldıralım desem GELMEZSİNİZ çünkü MERT DEĞİLSİNİZ. Buyurun işte kurtlar işte siz… Nasıl olsa ben ALOŞ’um ben kurtlara tek başıma yeterim siz kendi kendinizi düşünün demiş ve damdan inmiş.
***
EKONOMİK KRİZ VE TAKVA
1960’larda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları hiç görülmemiş bir şekilde artar. Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir duruma gelir.
Halk büyük âlimlerden olan Muhammed Yusuf Kandehlevi‘nin yanına gelip bu durumu şikâyet ederek pahalılıktan ve fiyat artışından yakınırlar. Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorarlar. Kandehlevi onlara şu önemli nasihati yapar ve der ki:
- “İnsanlar ve eşyalar Allah katında iki elin, iki terazinin kefesi gibidir.
- Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar.
- Ama eğer Allah katında insanın değeri düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur.
- Siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki, böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri de azalıp fiyatlar da düşsün.”
Sonra halka dönüp şu ayeti bu söylediğine delil olarak okur:
“Eğer o şehirlerin halkı (hakkıyla) İMAN edip TAKVÂ SAHİBİ olsalardı muhakkak onların üzerine gökten ve yerden nice BEREKET KAPILARI AÇARDIK” (Araf, 96).
***
KARAKTER!
Yıl 1917,
*İngiliz General Stanley, Irak’ta bir çobana rastladı. Tercüman vasıtasıyla çobana:
-“Eğer sürüdeki köpeğini öldürürse çobana 100 sterlin vereceğim” dedi. Tabi ki, çoban için köpek çok kıymetlidir, sürüyü sevk ve idare eder, kurtlara karşı korur. Ama teklif edilen para da çok büyüktür. Çoban köpeği yakalayıp, generalin önünde keser.General bu sefer de çobana;
“Köpeğin derisini yüzersen 100 sterlin daha veririm” dedi.
Çoban köpeğin derisini yüzdü.
General çobana; “Köpeği parçalara bölersen bir 100 sterlin daha veririm” dedi. Çoban onu da yaptı. General parayı verip oradan ayrıldı.
Çoban generalin arkasından seslendi: “100 sterlin daha verirsen köpeği yerim” dedi.
General; “Asla, ben sizin değer verdikleriniz hakkındaki karekterinizi öğrenmek istedim. Para için, yoldaşın, yardımcın ve senin için çok kıymet ifade eden köpeğini kestin, yüzdün ve parçaladın. Eğer bir 100 sterlin daha verseydim, yiyecektin de. Benim ihtiyaç duyduğum ve öğrenmek istediğim bu karekterindi” dedi.
General yanındakilere dönerek: “Bu karekter de fazla insan olduğu müddetçe korkmayın” dedi.
Bugünlerde toplumumuzda böyle zayıf karakterde bir çok insan bulmak mümkündür. Başta Siyaset medya ve sosyal hayatta şahsi menfaati için, değil köpeğinin; milletinin etini, istiklalini ve istikbalini yemeye can atan nice kimseler var…
ZEHİRİN, altın kupada sunulduğu, MÜNAFIKLARIN, hilelerini en SİNSİ yollarla, hem de, SÛRET-İ HAKTAN görünerek icra ettikleri bir ZAMAN DİLİMİNDE YAŞIYORUZ.. RABBİMİZ bizleri, Hadiselere Mü’min FİRÂSET VE BASÎRETİ ile bakmayı Lutfeylesin!
***
BİR ANLIK BENCİLLİĞİNE OTUZ YIL PİŞMANLIK DUYANLAR
Serriyyü’s-Sekatî Hazretlerine:
– Ya şeyh, sizin hiç hatanız olmadı mı? diye sordular.
– Kardeşlerim, dedi, bir hata işledim ki ateşi otuz yıldır yüreğimi yakmaktadır. Hatırladığımda kalbim duracak gibi oluyor.
Müslümanlar çok merak ettiler:
– O hata ne idi?
– Otuz yıl önce Bağdat’ta büyük bir yangın çıktı. Benim dükkânımın da bulunduğu büyük bir çarşı yandı. O sırada ben orada değildim. Bana bütün komşuların dükkânının yandığını, benimkine bir şey olmadığını haber verdiler. Sevindim, “ELHAMDÜLİLLAH ” diyerek Rabbime hamdettim. Fakat hemen aklıma diğer Müslümanları bırakıp sadece KENDİMİ DÜŞÜNDÜĞÜM geldi ve çok UTANDIM. Derhâl tövbe istiğfar ettim. Kefaret olarak dükkânımdaki bütün malları fakirlere dağıttım. Lâkin otuz yıldır, o BİR ANLIK BENCİLLİĞİM kalbimden hiç çıkmadı, ateşi beni hep yaktı, dedi.
* * *
Başkasına üzülmemek bencillik olur. Kendisine musibet uğramadı diye hamdetmek hata değildir. Fakat işte büyüklerin günahı, hatası budur. Onlar başkalarının sevap kabul ettiği çok hâli kendileri için hata kabul ederler. Ve onların semalarına vâkıf olmadan, dünyayı bulunduğu çukurdan ibaret zanneden insanlar, nefislerinin homurtusu ile “Onlar da insan değil mi, onlar da hata yapmaz mı?” diyerek şeytanla birlikte günah avcılığına çıkar. Kendinden pay biçip, âlemi kendisi gibi sanır. [Mesel Denizinden..]
***
İÇERDEKİLER…
On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu. Yoksul düşmüştük. Annem terzilik yapıyordu, zar -zor geçiniyorduk.Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk. Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu.
Bayram geldi. Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı, bir pantolonla bir gömlek dikti.Sabah erkenden kalkıp giyindim. Bir gün önceden sözleşmiştik, iki arkadaşım beni evden alacaklar, birlikte bayram yerine gidecektik. Atlı karıncaya, kiralık bisikletlere binecektik, tatlıcıda tatlı yiyecektik. Belki sinemaya da gidecektik.
Annemden para istedim. “Paramız yok oğlum,” dedi. Çılgına dönmüştüm, arkadaşlarım nerdeyse geleceklerdi. Onlara ne diyebilirdim? Parasız olduğumuzu, bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyliyemezdim ya… Hırçınlaştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım.
Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı. Bula bula bir lira buldu. Kadıncağızın bir lirası kalmıştı yalnız, bütün parası oydu. O bir lirayı bana uzattı: “Hadi giyin,” dedi, “Bir lira yetmez mi?..”Bir lira o zaman büyük paraydı. Oraya buraya attığım elbiselerimi, ayakkabılarımı topladım. Yeniden giyindim, paramı cebime koyup arkadaşlarımı beklemeye başladım. Geldiler. Biraz oturdular. Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı, öptü. Sonra: “Hadi artık gidin!” dedi. “Güzel güzel eğlenin!”
Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken evimize baktım, annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu. O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum. Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma: “Ben gelmiyeceğim,” dedim.
Neden olduğunu anlamadılar. Biri:”Paran yok da ondan gelmiyorsun,” dedi, alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim: “İşte para!” dedim. Beni orada bırakıp gittiler. Sokaklara gelişigüzel dalarak bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım. Sonra gözlerimi sildim, elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm.
Annem beni görünce: “Neden döndün?” diye sordu. “Canım istemedi,” dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı, parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben ağlamıyordum artık. Sokakta doya doya ağlamıştım. Annemin yüzünü öptüm, ağlamamasını söyledim. Artık üzüntülü değildim. Bayram yerine gidemediği için üzülmek benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı.Olgun bir adam olmuştum birdenbire…
Melih Cevdet Anday’ın bu tiradı babasından ve annesinden ayrı bayrama girecek çocukları getirdi aklıma… Babası ya da annesi yahut her ikisi tutuklu olan o çocuklar da birden bire büyüdüler. Birden bire hayatın yükünü hissettiler omuzlarında…
VE DEMEM O Kİ ERENLER bu bayram boş verin kutlamayı şunu bunu derim babasından ve annesinden yahut her ikisinden ayrı bir çocuğu sevindirin asıl bayram o dur. Öpün gözlerinden o çocukların BİR kaç saatinizi o çocuklara ayırın gerisi hikaye…
İÇERDEKİLER…
On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu.
— LobiRapor (@LokmnHokm) May 1, 2022