Hikmetli Kıssalar-46

Bedîüzzaman Hazretlerini ziyaret edenlerin ve  taleberinin hatıralarının yazıldığı Şahitlerin Dilinden adlı eserden alınmıştır.

•Üstadımızın dua vakti çok ehemmiyetliydi

•Seni o yazıların kurtardı

•Üstadın bizim çocuklarla alakası

•Gammazlamak için takip edenin akıbeti

•Gidip Stalin’i öldürür müsün?

***

•”ÜSTADIMIZIN DU VAKTİ ÇOK EHEMMİYETLİYDİ”

MUSTAFA SUNGUR:

Afyon’ da namazdan sonra namaz tesbihatına temasla; Tesbihatta,´Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber’ derken kalbi hüşyar bir mü’min o vakitte namaz kılan, ´tesbihat eden milyonlar mü’minler cemaatı arasına manen girer, onlarla beraber söyler. Hatta daha ileri gitse bütün zaman ve mekânlardaki mü’minlerle beraber olarak, ortada Resûl-i Ekrem (a.s.m.) sağında enbiyalar, solunda evliyalar ve bütün  mü’minler beraber tesbihat edebilir´ demişti.

  • “Yine birgün, ´Ben namazdan çıkışta (Esselâmü aleykûm ve rahmetullah) dediğimde, sağımda enbiyaları, sol tarafımda evliyaları niyet ederek öyle selâm veriyorum´ demişlerdi.

Evet Üstadımız defaatle,´Benim hayatım intizamla geçmiştir´derdi. Evet, Üstadımızın hayatı, hatta her 24 saat günlük hayatı intizamlı idi. Gece ibadeti, teheccüt namazı ve mutlaka seher vaktinde uyanık ve tesbihatta ve duada olması daimî idi. Gece evrad okuduktan sonraki dua zamanı çok ehemmiyetli idi. Herhalde o zamanda bir vakti vardı ki, külliyet kesbedip bütün zerrat-ı kâinat namına tesbih ve tahmid ederdi. Gündüz de; yemeği, risale tashihi ve ziyaretçilerle sohbeti vardı ki, hep intizamlı idi. [Şahitlerin Dilinden-1]

“SENİ O YAZILARIN KURTARDI”

MUSTAFA SUNGUR: 

Samsun’da Cenab-ı Hakka şükür, bize isnat edilen suç, Said Nursi’ye nüfuz temin etmekti. O hususta müdafaalarımız oldu. Hz. Üstad o müdafaa ve yazılarımız için bir gün Isparta’da ders esnasında, ‘Bunu, Üstadı için propaganda yapıyorsun diye hapse atıyorlar. Bu da tam aksine daha şiddetle karşılarına çıkıp elli misliyle mukabele  ediyor‘ diye iltifat etti. Ve ilaveten, ‘İşte seni o yazıların kurtardı’ dedi. Yani, ‘Sana isnat edilen Risale-i   Nur’u ve Müellifini methedip propaganda yapıyorsun isnadına karşı, elli misli mukabele etmekliğin kurtardı‘ diyordu. Hz. Üstad bütün o müdafaa ve hapisler hakkında yazdığımız yazıları neşrettiler.

Samsun Cezaevinde 11 ay yattıktan sonra, mahkeme-i temyizin lehimizde kararı bozması üzerine cereyan eden duruşmada, Reis Hakkı Çağırankaya beraat ve tahliyemize karar vermişti. Tahliye edildik, fakat yazı müdürü Hüseyin Yücel içeride kaldı. Hz. Üstadımızla ayrı bir davası daha vardı. Hz. Üstadımızın yazılarını neşrettiği için… Ve daha da mahkemeleri vardı. Tahliyemden sonra Isparta’ya dönüşümde Hz.Üstad, Hüseyin Yücel için şöyle buyurmuştu: ‘Ben onunla, onun ruhuyla anlaşma yaptım. Onun hapisteki her bir saatini, bir ay Risale yazmış gibi kabul ettim.’

Hüseyin Yücel toplam 22 ay yattı. Neticede, mahkeme, Hz.Üstadımıza beraat kararı vermişti. Büyük Cihad davası da Samsun’da böylece sona ermiş oldu. [Şahitlerin Dilinden-1]

ÜSTADIN ÇOCUKLARLA ALAKASI”

MUSTAFA SUNGUR: 

Ben hapiste iken Hz.Nur Üstadın bir bayram arifesinde ruhen köydeki evimize kadar teşrifleri, rüyaya benzer, fakat yakaza halinde iken şefkatli okşamaları ile bizim çocuklara, ‘Merak etmeyin, merak etmeyin. Biz hep biriz, hep beraberiz‘ deyip kapıdan çıkmaları ve arkasından koştuklarında Üstadı görememeleri gibi  garip ahvalleri, o ağır şartlar altında çocuklarımıza tam teselli hükmüne geçmiş. Ve fedakârlıklarına vesile oluyordu.

Zaten Eskişehir’de ziyarette de iltifatta bulunmuşlardı. Kaç defa bana da ‘Sen, Allaha şükret’ derdi. Ve ‘Senin hizmetine çocukların anası(yani haremin) şeriktir’ diye beyanda bulunurdu. Hz. Üstadımız birkaç kere bana, ‘Sen hiç merak etme, ben senin çocuklarına bakacağım‘ demişti. Lillahi’l-hamd, bu günlere geldik.

Hülâsa:

Hepimiz bir sevk-i gaybinin, istihdam-ı Rabbanînin hükmü altındaydık ki, nice manialar atlanıp gidiyordu.

Üstadımız, Allah razı olsun, ailece saadetimizin de vesilesidir ve medar-ı sürurumuzdur. Gerçi sırr-ı imtihan neticesi çok zorluklar, nice haletler geldi geçti. Bunlar da bu kudsî hizmetin, yüce dâvanın şanı imiş.

Sabretmek; sâbirîn şerefine ermek… Bu da ayrı bir rıza ve makbuliyet dairesidir. Cenab-ı Hak kemal-i rahmetiyle cümlemizi nail kılsın.

[Şahitlerin Dilinden-1]

GAMMAZLAMAK İÇİN TAKİP EDENİN AKIBETİ”

HAFIZ NAMIK ŞENEL :

1960 ihtilalinde bizim karargahımız Mehmet Çalışkan Ağabeyin dükkanıydı. Biz birbirimizden haberdar olmak için devamlı buraya gider gelirdik. O arada Sivrihisarlı Niyazi Usta diye birisi vardı. Bu bizi takip eder, konuştuklarımıza kulak kabartırdı. Ben buna çok kızardım. Hatta dövmeye bile niyetlenmiştim. Mehmed Çalışkan Ağabeye durumu anlattım. O ‘Sakın ha, onun başına bir şey gelecek, ama bizden gelmesin’ diyerek bizi engelledi. Gerçekten de onun başına öyle bir iş geldi ki, bir daha kimsenin içine çıkamaz bir hale geldi. Yüz kızartıcı bir suç sonucunda hapse girdi, evini de satarak ailesini Emirdağ’dan götürdü. Bir daha da Emirdağ’a gelemedi. [Şahitlerin Dilinden-1]

 “GİDİP STALİN’İ ÖLDÜRÜR MÜSÜN?”

HAFIZ NAMIK ŞENEL: 

Bir defasında Üstad Hazretleri Adaçalı’dan geliyorlar. Kibidek Çavuş denen birisi Üstadın yakasına yapışıyor. Üstadın yanında o zaman Mustafa Acet var. Üstad silkiniyor, yakasını Kibildek Çavuş’un elinden kurtarıyor ve Mustafa Acet’e dönerek ‘Git, Stalin’i öldür desem öldürür müsün?‘ diyor. Mustafa Acet Ağabey de ‘Vallahi Üstadım, şimdi giderim‘ diyor. Bunu üzerine Üstad Hazretleri o Kibildek Çavuş’a ‘Bak, en edna bir talebem dahi emretsem Stalin’i öldürmeye gidecek. Eğer ben istersem iki saat içinde bana zahmet çektirenlerden intikamımı alırım. Fakat ben rıza-yı İlahi için ve bu milletin imanını kurtarmak için çalışıyorum‘ diyor. [Şahitlerin Dilinden-1]

Bu yazı 91 kez okundu