□ Duası kabul olan Kadın
□ Duâ Hazinesi
□ Dualarımız neden kabul olmaz!
□ Ey doğruların yardımcısı olan Allahım!
□ Günahsız Ağızla Dua
***
DUASI KABUL OLAN KADIN
Dr. İşân Hüseyni , Pakistanlı idi. Yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi.. Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.
Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve o toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem diye sinirlenerek bağırdı. Görevliler gideceği şehirin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler. Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.
Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi. Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona telefonu verir misin telefon etmem lazım!! dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki : Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen ve az yemek ye çay içip dinlen. Sonra düşünürsün bu işleri. Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.
Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.
– Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin.
– Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. Dediler ki : İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allaha dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.
– Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki : Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi. Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı. Dr. İşan Hüseyni benim. Allahın kullarına böylece isteğini ulaştıracağına bir kere daha kalpten iman ettim.
Sebebler sükût edince..YUNUS aleyhisselam gibi..bütün sebeblere hükmedene samimi olarak teveccüh edene Allah cc lebbeyk kulum der..
***
DUA HAZİNESİ
İnsan, Cenab-ı Hakk’a ihlâsla kul olursa, Cenab-ı Hak da her şeyi onun emrine musahhar eder, hele iç inleyişi ve hıçkırıklarla süslü bir dua kesinlikle cevapsız kalmaz. Bunu bir kıssa ile izah etmeye çalışalım.
Adalet ve faziletiyle tanınan Horasan Valisi Abdullah Bin Tahir’in yasakçıları, akşam evine dönmekte olan bir demirciyi hırsız zanlısı olarak içeri atarlar. Demirci suçsuzdur. Namazını kıldıktan sonra gözyaşlarıyla duaya yönelir:
“Ey Mülkün Sahibi! Benim suçsuzluğumu sadece Sen biliyorsun! Bana ancak Sen imdat edebilirsin!”
Aynı gece, vali rüyasında dört güçlü kişinin gelip sarayını tahrip ettiklerini gördü. Tahtı tersine döndürülürken uyandı…
Hemen abdest alıp iki rekât namaz kıldı ve tekrar uykuya daldı.
Aynı hâdiseyi tekrar yaşadı ve uykusundan fırlayarak uyandı.
Üzerinde bir mazlumun âhı bulunduğunu anlamıştı.
Derhal hapishane sorumlularını çağırttı, içeride suçsuz kimse olup olmadığını soruşturdu.
Sorumlu: “Pek bilemem Sultanım, yalnız gece getirilen demirci, namaz ve dua kapılarını zorluyor. Ondan endişe ederim.” dedi. Vali, derhal demirciyi getirtip dinledi. Durumu anladı. Kendisinden özür dileyip bir torba gümüş akçe hediye etti. Helâllik istedi, ardından da herhangi bir sıkıntısı olursa kendisine gelmesini rica etti.
Demirci: “Hakkımı helâl ettim. Hediyenizi de alıyorum. Allah kabul etsin. Fakat sıkıntılarım için size gelemem.” dedi.
Vali: “Niçin?” diye sorunca: “Benim gibi bir garip için, senin gibi bir Sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren Sahibimi bırakıp, başka kapıya sığınmam asla yakışık almaz, korkarım.” dedi.
Duaların gücünden ve büyük hazinesinden istifa edenlere ne mutlu!
[Çitlembik-5 / Safvet Senih]
***
DUÂLARIMIZ NEDEN KABUL OLMAZ
Gecenin karanlığında, kimselerin görmediği vakitlerde bir dilenci gibi O’nun rahmet kapısının tokmağına dokunmalıyız. Biz, “Dua edin ki kabul edeyim.”(Gâfir, 40/60) mesajını gönderen Allah’a (celle celâluhu) yüreğimize hançer saplanmış, uçaktan düşüyor veya denizde boğuluyor gibi samimi dua etmeliyiz.
Dua ederken kalp balansının ayarı iyi yapılmalı ve Allah’a olan itimat tam olmalıdır. Dua edeceğimiz anda içimizden geçirdiğimiz her şeyi Allah mutlaka bilir; içimizden geçen bu niyetleri dua olarak seslendirdiğimiz anda melekler onları yazar. O zaman dualarımız Allah’a arz edilmiş birer dilekçe olur. Her dilekçeyi Cenâb-ı Hak kabul buyurur; ama ayniyle kabul etmeyebilir. Belki, ahirette daha iyi bir netice için tehir eder.
Dua açılmaz kilitleri açar, çözülmez problemleri biiznillah çözer. Gıybet, kusur arama, tenkit, harama nazar, haram lokma gibi şeyler duanın tesirini kırıp reddine vesile olabilir.
“Dualarımız niye kabul olmuyor?” diye bir soru aklımıza gelebilir.
Bu sorunun cevabını İbrahim bin Ethem şöyle veriyor:
Basra çarşısında kendisine; “Ey Ebu İshak! Allah, Kur’ân’da ‘Bana dua edin, dualarınızı kabul edeyim.’ (Mü’min, 40/60) buyuruyor; ama dualarımız kabul olmuyor.” diyenlere:
“On şey kalplerinizi öldürmüş:
1- Allah’ı biliyorsunuz; ama O’nun, sizin üzerinizde olan hakkını eda etmiyorsunuz.
2- Kur’ân’ı okuyorsunuz; ama içindeki hakikatlerle amel etmiyorsunuz.
3- Allah Resûlünü sevdiğinizi iddia ediyorsunuz; ama O’nun sünnetiyle amel etmiyorsunuz.
4- Şeytanın düşmanınız olduğunu iddia edip sonra da onu sevindirecek işler yapıyorsunuz.
5- Cennete müştak olduğunuzu, ona olan hasretinizi ifade ediyorsunuz; ama oraya girmek için çalışmıyorsunuz.
6- Cehennemden korktuğunuzu söylüyorsunuz; lâkin ondan kaçınmıyorsunuz.
7- Ölümün hak olduğunu söylüyor; fakat onun için hazırlık yapmıyorsunuz.
8- İnsanların ayıplarıyla uğraşıp kendi ayıplarınızı unutuyorsunuz.
9- Allah’ın nimetlerinden faydalanıyor; fakat şükrünü eda etmiyorsunuz.
10- Ölülerinizi defnediyorsunuz; fakat ibret almıyorsunuz.
Bu şartlarda dualarınız nasıl kabul edilsin ki!” diye cevap veriyor.
Kâinatta her şey Cenab-ı Hakk’ı tesbih ettiği gibi, lisanıyla, ihtiyacıyla ve istidadıylâ dahi Allah’a dua eder. İnsan ise bütün varlıkların yaptığı duaları da içine alârak onlar adına “Ancak sana kulluk yapar, senden yardım ister, sana sığınırız. Bizi sırat-ı müstakime hidayet eyle… (Allah’ım)” der ve küllî duasını günde en az kırk defa Rabbine takdim eder. [Huzur İklimi]
***
EY DOĞRULARIN YARDIMCISI OLAN ALLAH’IM
Gencin birisi Kâbe’de hep; “Ey doğruların yardımcısı olan Allahım! Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim!” diye duâ eder. Biri sorar: “Neden hep ayni duâyı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?”
O da şöyle anlatır: 7-8 sene önce yine Kâbe’de iken içinde 1000 altın olan bir torba buldum. İçimden bir ses; “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın!” diyordu. Kendi kendime; “Hayır, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur.” dedim. Bu sırada birisi, “Şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. Çağırdım onu. Torbayı tarif etti ve; “İçinde 1000 altın vardı.” dedi. Torbasını verdim. Adam bana torbadan 30 altın verdi.
Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. “Bu esir için ne istiyorsunuz?” dedim. 30 altın dediler. Altınları verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi.
Birgün onunla giderken karşıdan 3 kişi geliyordu. Genç bana dedi ki:“Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın, 30 bin altından aşağıya satma!” dedi. O kişiler yanıma geldi; “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım ama, 30 000’den aşağı olmaz.” dedim. Uzun bir pazarlıktan sonra, çaresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alıp gittiler.
Ben bu altınlarla iş yerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum. Birgün yakınlarım; “Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefât etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler. Ben de “Olur.” dedim.
Nikâh kıyıldı. Deve yükleri ile çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Karıma; “Bu nedir?” dedim. “İçinde 970 altın var, babam Kâbe’de bir zaman bunu kaybetmiş. Bulan kimseye 30’unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın.” dedi.
Demek ki; bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helâl yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim…
İnsanın takdir buyurulan rızkı şu veya bu şekilde kendisine mutlaka gelir.. bu gelişin HELÂL yoldan mı? HARAM yoldan mı? olacağını kulun tercihleri belirler..
***
GÜNAHSIZ AĞIZLA DUA!
Allah (celle celâluhu) Hazreti Musa’ya: “Ya Musa, bana günahsız bir ağızla dua et.” buyurdu. Musa (aleyhisselam): “Ya Rabbi! Nasıl günahsız bir ağızla dua edeyim, benim öyle bir ağzım yok ki.” dedi. Allah u Teâlâ:
“Başkalarının ağzıyla dua et, çünkü sen başkalarının ağzıyla günah işlemiş olamazsın. Öyle hareket et ki insanlar gece gündüz sana dua etsinler veya kendi ağzını temizle. Allah’ın (celle celâluhu) adı temizdir, onu zikreden ağız temizlenir.” buyurdu. [Mesnevi’-Mevlâna]
•Bu zamanda günah bir kalmadığı gibi sevap da bir kalmamaktadır. Bir yerde işlenen günah veya sevap değişik vasıtalarla binlerce göze, kulağa, kalbe taşınabilmektedir. Bu kadar günaha mukabele etmek ancak umumî sevap ile mümkün olur.
•Onun içindir ki, mü’minler MÂNEVÎ ŞİRKETLER kurmalı, bu şirketin hazinesine işlenen bütün hayırlar ve sevaplar akmalı, NURANİYET SIRRI ile herkesin hissesine hiç eksilmeden aynıyla düşmelidir.
•Dünyanın bir yanında Allah’ı anlatan bir dilden, yapılan bir duadan, dünyanın bir başka ucundaki aynı maksat üzere ittifak ettiği kardeşi istifade edebilir. Böyle manevî şirketlere ortak olmaktan daha BÜYÜK AKILLILIK olamaz. Uyurken, gezerken bile işlenen sevaptan hissedar olabilirsiniz. Sizin işlediğiniz sevaptan da bir başkası.