İnayetin bir anlamı, bir kapı kapandığında Rabbimizin başka kapılar açması, bir diğer anlamı musibet görüntüsünde yola çıkan olayların sonradan nimet suretine çevrilmesi; bir başka anlamı da ağır nitelikteki musibetin fevkalade hafıfletilmesidir. Öyle ki bazen musibet binlerce zarar verecek şekilde başlar ama birkaç zarar vermekle kalır. İşte bu da bir inayettir. İnayetin en özel anlamı da, kişinin musibetlere kaynaklık edecek yanlış ve günahlardan ilahi bir engel tarafından uzak tutulmasıdır ki, bu onu musibetten değil, musibetin davetçilerinden korumak demektir. Hastalık ve musibetlerle karşılaşmak da, günahlara girmeyi engellediğinden, özel bir inayet kapsamına dahildir. Çünkü insanı günahlardan uzak tutan bir yönü vardır musibetlerin.
Hz. Yusuf, saraylı bir kadının kendisini arzulaması ve ahlak dışı teklifi karşısında “Rabbim! Zindan bana, çağrıldığım bu çirkin şeyden çok daha iyidir” (Yusuf, 33) diyerek; günah ve musibet iki seçenek halinde karşımıza çıktığında, musibetin daha yeğ tutulacak bir seçim olması gerektiğini ifade ermiştir. Her insanın içerisinde bulunan nefsani hevesler kişiyi dünya da günaha ve ahirette azaba sürüklemektedir. Ancak birtakım bela ve hastalıklar kişiyi nefsani ve dünyevi arzularından gayr-ı ihtiyari uzak tutmaktadır. Bu da Rabbimizin bir ihsanı ve inayetidir. Rabbimiz bu ihsanla insanı günahtan ve dolayısıyla gü nahın dünyevi zararlarından ve ahirette cehennem azabından korumaktadır. Asıl dert, musibete sebebiyet verecek günah ve hataların kolaylıkla işlendiği ortam ve koşullara sürüklenmek; gerçek nimetse, Rabbimizin bize musibet görünümü altında olsa dahi, günahlardan korunacağımız, hatalarımızı düzeltece ğimiz, istikamete gireceğimiz hadiseler bahşetmesidir.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu