Hicrî 450/1058 yılında Tus şehrinde doğan Gazâlî’nin esas adı, Ebû Hâmid Muhammed İbn Muhammed İbn Ahmed’dir.
İlme olan aşkı, varlığını etrafta çabuk hissettirmiş ve kısa sürede kendisine müracaat edilen bir kaynak olmuştu. Ancak yaşadığı yüzyıl, siyasî bakımdan oldukça çalkantılıydı. Hasan Sabbah, gizli bir şer teşkilâtı kurup, etrafındaki fedâilerle dehşet saçan hareketlere girişmişti. Diğer taraftan kendini de masum, hata etmez ve günahsız imam diye tanıtıyordu. Bu durum, İslâm dini için, hem inanç bakımından hem de siyasî olarak bir tehlike oluşturmuştu. Onların temel ilkeleri, birliği temin etmek için bir ‘imam-ı masum’a bağlanmak ve bütün bilgileri ondan öğrenmek gerektiği şeklindeydi. İmam Gazâlî, onlara karşı, ‘Müslümanların imam-ı masum’u Hz. Muhammed’dir. (sallallahu aleyhi ve sellem) Biz, Allah tarafından O’na indirilen Kur’ân-ı Kerim’e ve O’nun sünnetine bağlıyız.’ diyerek, bâtınîliği kesinlikle reddetmiş ve bu istikamette büyük mücadeleler vermiştir.
Bununla birlikte o yıllar, ilmî ve dinî hayat bakımından İslâm dünyasının ve hatta genel anlamda o günkü dünyanın en parlak dönemini teşkil etmekteydi. İmam Gazâlî’nin en önemli gayesi de, İslâm inancına ve Ehl-i Sünnet akidesine gelebilecek her çeşit hücuma karşı koymaktı. Bu sebeple, günümüz Müslümanlarına da ışık tutacak bazı temel ilkeler tespit etmişti.
Ortaya koyduğu eserleri ve aksiyonuyla İmam Gazâlî, yalnız döneminin değil, bütün İslâm düşünce tarihinin en önde gelen düşünürlerindendir. Ehl-i Sünnet inancına yaptığı hizmet, kendisine ‘Huccetü’l-İslâm’ unvanının verilmesine sebep olmuştur. Fıkıhta Şâfiî, kelâmda Eş’ariyye ekolünü benimsemiş olan İmam Gazâlî ömrünün sonlarını tasavvufî bir hayat içinde ve genelde yalnız geçirmiştir. Başta İhyâu Ulûmi’d-Din olmak üzere İslâm dini ve düşüncesinin hemen her alanıyla ilgili kitap yazan İmam Gazâlî’nin eserleri, bilhassa kelâm, fıkıh usûlü, tasavvuf ve ahlak konularında yoğunlaşmaktadır. Söz konusu eserleri onun, İslâm inanç ve düşünce hayatının günümüze kadar gelen meselelerinin hemen hepsiyle ilgilendiğini göstermektedir.
İmam Gazâlî’nin en mühim yönlerinden biri de, felsefe ile olan ilişkisidir. Onun felsefe çalışması, İslâm düşüncesinde ve ilâhiyat alanında kendisinden sonra gelen düşünürlerin ve düşünce alanlarının her birinde etkili olmuştur. Ancak İmam Gazâlî’nin felsefeden amacı, dinin felsefeden üstün olduğunu göstermektir. Ulaşmak istediği şey de, her türlü şüpheden uzak kesin (yakînî) bilgidir.
Gazâlî, sûfîlerin zevk ve dînî tecrübe metotlarını benimsemekle birlikte yanlış bir hükme varanları da tenkit eder. Ona göre, aklî ilimleri dinî ilimlere aykırı görenler cahillerdir. O, akılla nakli beraber alıp ikisine de ayrı değer verir. Zira akıl doğru yolu dinsiz bulamadığı gibi din de ancak akıl ile anlaşılıp açıklığa kavuşabilir. Bu anlamda akıl göze, din de ışığa benzer. Başka bir ifadeyle din bir bina, akıl ise onun temelidir. Ne binasız temelin bir anlamı vardır ne de temelsiz bina ayakta durabilir.
Konumuzla ilgili yönüyle baktığımızda ise, bugün sağ ve sol itibarıyla toplumun hemen her kesiminin bir otorite olarak kabul ettiği İmamı Gazâlî’nin de, genel bir teamül hâline gelen bu mihnetten nasibini aldığını görmekteyiz. Ömrü ilim tahsiliyle geçmiş bu büyük mütefekkire, felsefeyle uğraştığı için dönemindeki bazı insanlar, dinî literatürü de kullanarak kendisine ‘kâfir’ yaftasını takmış ve inanan gönüllerden onu ve etkisini silmeyi hedeflemişlerdir. Medenilerle boy ölçüşmenin ancak ‘ikna’ ile olabileceğinin güzel bir örneğini sergileyen İmam Gazâlî, onların insafsız taarruzlarına karşı sabırlı olmuş ve hep göğüs germiştir. Orta yaşlarında ilmin zirvesine çıkmış ve yine bu dönemde dört yıl Nizâmiye Medresesi’nde ‘başmüderrislik’ vazifesi yapmıştır. Bilhassa son dönemleri oldukça ilginç bir seyir izlemiştir. Bir hastalıkla başlayan son serüveninin ardından dili tutulan İmam, Bağdat’tan ayrılıp Şam’a gider. Burada iki yıl Emeviye Camii’nde kimseyle görüşmeden, gündüzleri kapısını kapadığı minarede kendi içine kapanmış olarak yalnız yaşar. Tamamen gönül ağırlıklı bu yaşayışını bir süre de Sahra’da sürdürmek ister ve sahraya gider. Kendi ifadesiyle ‘Gayb âlemini seyre dalmıştır.’ Sonra Mekke, Bağdat ve Tus şehirlerini ziyaret eder ve yaklaşık 10 yıl Tus’da kalır. 1105’de Nizamülmülk’ün yerine geçen Fahru’l-Mülk, Gazâlî’yi yeniden çağrınca tekrar Bağdat’a döner. Burada çok kalmaz ve yeniden Tus’a geri döner ve bundan sonra hiç bir resmî kurumda görev almaz ve nihayet Hicrî 505/1111 yılında hayata veda eder.
Eserleri ortaçağda Lâtince’ye çevrilen Gazâlî, batı dünyasında el-Gazel adıyla meşhur olmuş, batı ve Hıristiyan dünyasından bir çok filozof, ciddî anlamda kendisinden etkilenmiştir.
Eser: Çile ve Mihnetkeşlerin Müşterek Kaderi: Güller ve Dikenler