Hayat Güzel Olsun

Kenan Rıfâi, bir talebesinin sıkıntılı bir hâl ile, “Hayat bir işkence” demesi üzerine, “Niçin? Bilakis, hayat pek güzel şeydir. İnsanlara verilmiş en büyük nimettir.” dedi. Bunun üzerine fikrini değiştirmeyen talebesi, “Fakat herkes hayatından müştekî (şikâyetçi).” deyince şöyle cevap verdi: “Allah’la olmayanlar için bu doğrudur. Fakat kalbinde o zevki taşıyanlar için hayattan güzel hiçbir şey yoktur.”

Halkaya Girmek

Şeyban-ı Râî koyun çobanlığı yapardı. Cuma günleri cuma namazına gideceği zaman sürünün etrafına bir daire çizerdi. Kurtlar bu daireden içeri girip koyunlara zarar veremez, koyunlar da bu daireden dışarıya çıkamazdı. * * * İnsanlar manevî dünyaları adına güzel sığınakların içerisine girmeli, ahlâksızlık ve dalâlet ateşinden kendilerini korumaya çalışmalıdır. Girilen bu manevî halka hürmetine Allah’ın insanları himaye ettiğine binlerce misal … Devamını oku

Rummân Arzusu

Mev’izelerde bir menkıbe anlatılır: Bir çilehanede dervişler günlerini ibadetle geçiriyorlar. Bir erbaîn, iki erbaîn, üç erbaîn… Ancak ölmeyecek kadar yiyip içmek, sadece ibadet ü taatte bulunup elden geldiğince dışarıya çıkmamak orada bir prensiptir. El ayak, göz kulak, dil dudak, tamamen ibadetle meşgul edilir. Uyku da azaltılır, bir günde sadece bir saat kadar başlar bir yere konarak geçiştirilir, ihtiyaç … Devamını oku

O Gün Yapılması Gerekli Olan İş O Değildi

Merhum Şâtıbî, ‘İ’tisâm’ında gür sesle zikretme meselesini bid’at sayıyor. Zannediyorum, yaşadığı dönemde pek çok bid’at yapılıyordu. Bu sebeple o da, bid’at saydığı şeylerin üzerine şiddetle gidiyordu. Cenâb-ı Hakk, Şâtıbî’yi Firdevs’iyle sevindirsin; zira o, dine çok hizmet etmiş, bitevî beyin sancıları çekmiş, miras olarak kıymetli eserler bırakmıştır. Fakat muasırım olsaydı ben ona derdim ki, “A üstad, senin yaşadığın dönemde, Endülüs’te … Devamını oku

Düşmanımız Öğretmenimiz değil

‘’Bosna’da savaş dönemi ile ilgili şöyle bir hikâye anlatılır: Bosna’da sa- vaşmaya gelmiş bir Selefi grup, esir aldıkları Sırpları öldürmek ister. Bunu haber alan Aliya İzzetbegoviç, bombalar altında bölgeye gelerek onları en- gellemek ister. Grubun başındakiler, İzzetbegoviç’e “Sen kimsin, seni tanımıyoruz.” derler. İzzetbegoviç, “Ben bu ülkenin cumhurbaşkanıyım.” cevabını verir. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e yardımcısı bile itiraz eder ve “Ama Sırplar bizim esirlerimizi öldürüyorlar.” der. İzzetbegoviç’in cevabı şöyle olur: “Sırplar … Devamını oku

Sermayesi Tükenen Buz Satıcısı

Sıcak bir ağustos günü, garibin biri bakar ki, bazıları dağdan buz getirip pazarda satıyor, bu da dağa gider, bütün parasıyla birkaç kalıp buz alır, çuvala sarıp Bağdat’a, pazara getirir. Buz diye bağırır, fakat ne gariptir ki, bundan buz alan çıkmaz. Tabiî zamanla sıcakta buz erimeye başlayınca, (Ne olur buz alın, ben fakirim, sermayem eriyip gidiyor, sermayemi kaybediyorum) diye … Devamını oku

Edeb ve Çok Konşuyor

Hak dostlarından birisinin yanından talebelerinden biri at üzerinde geçer. Bu saygısızlığının cezasını, tam üç ay feyz-i ilâhîden mahrumiyetle çeker. Hacca giden bir veliye, başka bir zât refakatçı  olarak evlâdından birini tahsis eder. Hacc dönüşü, “Evlâdımızı nasıl buldunuz efendim.” dediğinde, “Kesret-ü kelâm” (çok konuşuyor) buyurur. Evlâdına, “Ne konuştunuz hazretle?” der. O da, “Hiç konuşmaya fırsat olmadı. Çünkü Efendi Hazretleri hep tâatle … Devamını oku

Satın alınmayacak İnsanlar Olun

Hindistan’ın İngilizler tarafından işgal edildiği yıllarda bir İngiliz subayı hiçbir neden olmaksızın halktan bir Hintliye sertçe bir tokat atar. Hintli adam hemen yüzüne bir yumruk vurur, subayı yere serer. Bu karşılığı beklemeyen subay hem korkar hem de sinirlenir. Tek başına bir şey yapamayacağını bildiğinden yardım almak için bölüğe gider. Nasıl olur da sıradan bir Hintli İngiliz Kraliyet subayına vurmaya cüret edebilirdi. Subay Generalin yanına gidip … Devamını oku

Sen doğru ol, eğri bulur belasını

Bir padişah varmış. Bir akıllı dervişi kendisine fikir hocası olarak tutmuş. Her gün belli saatlerde yanına alır, konuşurmuş. Derviş de her konuşma sonunda: “Padişahım sen doğru ol, eğri bulur belasını” dermiş. Padişah da dervişe her gün bir altın verirmiş. Derviş de evine giderken, saray çıkışında bekleyen dilenci bir köre o altını verirmiş. Uzun süre bu böyle devam etmiş. MİZACI ve ZİHNİYETİ BOZUK olan kör … Devamını oku

Nar’ın Tadı

Eski hükümdarlarından Nûşirevan, bir gün ve­zirlerinden biriyle giderken yol kenarında gördüğü bir bahçeye girer, bekçilik yapan çocuktan su ister. Çocuk bahçede suyun bulunmadığını söyleyince: -Öyle ise bir nar ver de, susuzluğumu gidereyim, der. Çocuk koşarak gider, olgunlaşmış bir nar koparıp hü­kümdara uzatır. Narı çok tatlı bulan hükümdar, bir tane daha ister ve nar gelinceye kadar bu bahçeye el … Devamını oku