29-Misafirlik Tesellisi

Sabahları evinden, akşamları işyerinden ve girdiğin dükkanlardan çıkman; bindiğin arabalardan, otobüslerden inmen; geceden gündüze, gündüzden geceye varman; kıştan bahara, bahardan kışa ulaşman bu kederin de yok olup gideceğini göstermiyor mu? Dinlediğin şarkının sona ermesi, okuduğun şiirin son mısrası, seyrettiğin filmin son sahnesi, yaşadığın kederlerin de bir gün sona ereceğini hatırlatmaya kafi değil mi? Uykunda ölümü, uyanmanda dirilişi yeniden yaşadığın gibi, bu dertlerin de bir gün sana veda edeceğini hissetmiyor musun? Oturduğun koltuktan kalkmanda, girdiğin bir odadan çıkmanda, bir gün başındaki bu musibetin de geçeceğini göremiyor musun?

Bir şeyin başlangıcı varsa, bitişi de olmak zorundadır. Bulunduğun odada misafirsin. Yaşadığın şehirde misafirsin. Dünya gezegeninde misafirsin. Samanyolu Galaksisi’nde misafirsin. Bu odadan çıkacağın; bu şehirden ayrılacağın, nihayetinde bu fani dünyayı terk edeceğin nasıl muhakkak ise, bu musibetteki misafirliğin de öyle kesindir. Daha önce de Allah’ın ilminde misafirdin, ruhlar aleminde misafirdin, babanın bedeninde misafirdin, annenin karnında misafirdin. Oralardan bu dünyaya hangi musibetleri, hangi zorlukları getirebildin? Dünyaya eli boş, bedeni çırılçıplak olarak gelmen ve buradan diğer alemlere eli boş gidecek olman gösteriyor ki, bu musibetten de, onun bir parçasını dahi yanına almadan çıkıp gideceksin. Her şeyin seni terk edeceği gerçeğinde olduğu gibi, şimdilerde ağırladığın bu musibet de senden ayrılıp gidecek. Şairin dediği gibi, ‘Zaman lazım sadece, unutacaksın! Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını… Kırılan kalbini de öyle unutacaksın. “

Marcus Aurelius, felsefe klasiklerinden biri olan Düşünceler adlı yapıtında şunu önerir: “Başına ne gelirse gelsin, başlarına aynı şey gelince üzülen, şaşkına dönen, ağlayıp sızlayan insanları getir gözünün önüne. Şimdi nerede bu insanlar? Hiçbir yerde. Öyleyse? Sen de onlar gibi mi yapmak istersin? Neden o insanları kışkırtan, etkisi altına alan ve onlara boyun eğdiren bu geçici duygulardan nasıl faydalanacağına odaklanmıyorsun?”

İslam Filozofu Kindi, Gemi Yolcuları istiaresiyle şunu anlatır: ‘İnsanlar, bu dünyada asıl yurtlarına doğru deniz yolculuğu yaparken bazı ihtiyaçlarını temin etmek üzere bir adaya uğrayan yolcular gibidir. Bu yolculardan bir kısmı ihtiyaçlarını giderip hemen gemiye döner ve en rahat yerlere otururlar; bazıları adanın güzelliklerine kapılıp oyalanırlar, bu yüzden gemiye geç geldikleri için hem uygun yerler bulamazlar hem de adadan topladıkları çiçekler, kıymetli taşlar yolculuk boyunca başlarına dert olur. Bir grup ise gemiyi büsbütün unutarak tabiatın çekiciliğine kendilerini kaptırır ve geminin kalktığını bile fark edemezler; sonunda acılar içerisinde kıvranarak ölürler. İş te dünyanın çekiciliğine ka pılarak ölümden sonraki hayatı unutanların akıbeti budur. “

İşte dünyaya kendini kaptırıp, ahiret gemisini kaçıranlarda olduğu gibi, yaşadığı musibetin yolculuk esnasında uğradığı bir durak olduğunun bilincinde olmayanlar da hata etmekte dirler. Yaşanan kederde takılı kalmak, musibete demir atmak, yelkenleri suya indirip yaşadığı hadiseyi sonsuza dek sürecekmiş gibi görmek, kişinin saadet gemisini kaçırmasıyla neticelenecektir.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 17 kez okundu