48-Rububiyet Tesellisi

Efendimizle (sav) birlikte bir grup muhacir, Kuba mescidine geldiler. Ensar topluluğundan insanlar mescitte oturuyorlardı. Efendimiz orada bulunanlara; “Siz mümin misiniz?” diye sordu, cemaat sustu, kimse ses çıkarmadı, sonra aynı soruyu tekrar sordu. Hz. Ömer (ra) araya girip “Ya Resulullah! Şüphesiz ki, onlar mümindirler, ben de onlarla beraberim” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) oradakilere; ”Kazaya razı olur musunuz?” diye sordu. Onlar “Evet” dediler. ”Belaya sabreder misiniz?” diye sordu. Onlar yine “Evet” dediler. “Bollukta şük reder misiniz?” diye sordu. Onlar tekrar ”Evet” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (sav) ”Kabe’nin Rabbinin hakkı için sizler müminlersiniz” buyurdu ve sonra aralarına oturdu.

Bu rivayetten anlaşılıyor ki, musibetler karşısında rıza ve tevekkül, iman sahibi olmanın alametidir. Tevekkül makamını elde etmiş ve rıza duygusunu kazanmış insanlar, başlarından geçen hadiselere iman penceresinden bakabildikleri için, Rabbimizin her olaydaki rahmetini, her yaşanan hadisede tecelli eden hikmetini yakalayabilir ve gönül huzuru içinde en büyük belaların ortasından geçip gidebilirler. Bela da, afiyet de Allah’tandır. Rabbimiz bizim için hangisini münasip görürse onu gönül hoşluğu ile karşılamalı ve hakkımızda hayırlısının o olduğuna inanmalı; cefada da, sefada da rıza halinden ayrılmamalıyız.

Cüneyd-i Bağdadi’ye göre bela, ariflerin yolunu aydınlatan bir meşaledir; ona göre müridler musibetle uyanır, gafiller onunla helak olurlar. Aşık maşuku için her türlü acıya ve sıkıntıya severek katlanır, hatta bundan manevi bir haz duyar. Ebu Derda ”İmanın zirvesi, hüküm karşısında sabır ve kadere rızadır” der (Gazali, İhya). Efendimizin (sav) sabah namazlarından sonra düzenli olarak yaptığı dualar arasında, “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, peygamber olarak Rasulullah’tan razı olduk” ifadeleri geçmektedir. Rab olarak Allah’tan razı olmak ne demektir? Rab isminin öğretmenlik ve terbiye edicilik manalarını düşündüğümüzde, Cenab-ı Hakk’ın insana öğretmenlik yaptığını, yani Rububiyetiyle onu yetiştirdiğini anlarız. Bu açıdan baktığımızda Rabbimizin önümüze koyduğu ve karşımıza çıkardığı bütün faktörler öğretici malzemeler durumundadır. Yani, “Rab olarak Allah’tan razı oldum” demek; başıma her ne gelirse gelsin, bu durumun ilahi eğitimin bir parçası olduğunu idrak ediyorum ve bu eğitimden memnunum, anlamına gelir. İlahi eğitim bazen okullarla, bazen verilen nimetler aracılığıyla olduğu gibi, bazen de hapse düşmekle, hastalıklarla, bela ve musibetlerle olabilmektedir. İnsan başındaki musibetleri rıza ve memnuniyetle karşılayabiliyorsa Cenab-ı Hakk’tan ve O’nun rububiyetinden; yani O’nun tercih ettiği eğitimin şeklinden razı oluyor demektir. Okulu sevmek, öğretmeni sevmek için yeterli koşul değilse de, öğretmeni sevmek, okulu sevmek için kafidir. Kainat bir okulsa, Rab esması onun muallimi gibidir.

Gözlerimizin biçimini, yerleşeceği yeri, sayısını, büyüklüğünü ve işlevlerini Rabbimiz takdir etmiştir. Bunlardan memnun olmayan var mıdır? Dünyamızın büyüklüğünü, deniz ve kara olarak ayrımını, eğimini, kendi etrafında ve güneş etrafındaki dönüş hızlarını Allah takdir etmiştir? Buna itiraz eden duydunuz mu? Peki, başımıza gelen olayları yaratanla bedenimizin organlarını ve galaksileri yaratan varlığın aynı olduğunu bildiğimize göre, her icraatında ‘Alim, Hakim, Rahim ve Adil’ olduğunu gördüğümüz Rabbimizin, başımızdaki musibetleri yaratırken bu vasıfları yitirdiğini mi düşünüyoruz ? Rab esmasıyla terbiye edilmiştir bütün organlarımız. Rab ismiyle şekillendirilmiş ve vasıflandırılmıştır etrafımızda fayda gördüğümüz ve lezzet aldığımız bütün bu kainat. .. Gözümüzü göz çukurlarımıza yerleştiren, onu görmeye yetenekli hale getiren, güneşi dünyaya belli bir mesafede tutarak bize faydalı hale getiren Rab ismidir. Bedenimizdeki organların varlığından; kainatın şimdiki dizilim ve fonksiyonlarından nasıl razı ve memnunsak, aynı esmanın yani Rab isminin tecellisi olarak; asıl gayesi olgunlaştırmak ve yetiştirmek olan musibet ve zorlukları aynı memnuniyetle karşılamalı değil miyiz?

Nefsin mertebelerinden ‘Nefs-i Radıye’, Allah’tan gelen her şeye razı olmuş nefs, demektir. ‘Nefs-i mardiyye’ ise, Allah’ın kendisinden razı ve hoşnut olduğu makbul nefis, anlamına gelir. Kulun Rabbinden razı oluşu ile Rabbinin kulundan rızası arasında mühim bir ilişki vardır. Kur’an bu mertebelerden bahis sadedinde şöyle buyurur: “Dön Rabbine O senden razı sen de O’ndan razı olarak (râdıyeten mardiyye) dön de gir kullarımın arasına ve ardından cennetime” (Fecr, 89/27-30). “Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan . . . İşte bu, Rab/erinden korkan kimselere ait bir mazhariyettir” (Beyyine, 98/8).

Anadolu’da yaşanmış manzaralardan:

Bir hak dostu, oğlu vefat ettiği gün yemyeşil bayramlıklarını giyer ve huzur içe risinde talebelerine her günkü sohbetini icra eder. Bu halini şaşırtıcı bulanlaraysa şöyle der: “Allah dün gece benimle muamelede bulundu…”  Bir başkası evinin bahçesinde talebelerine ders vermektedir. Talebeler ders esnasında bahçede kaynayan kazana dikkat kesilirler. Hak dostu her günkü gibi dersini takrir etmektedir. Tavırlarında, neşesinde hiçbir değişiklik yoktur. Ders bitince der ki: “Şimdi sıra cenazemizi defnetmekte. Bizim kız dün gece vefat etti. “Bu hale hayret edenlere, “Şaşılacak ne var. Rabbim benimle dün gece alışverişte bulundu” diye cevap verır.

Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu

Bu yazı 30 kez okundu