Bu dünya insanın derecelendirilmesi için vardır. Hayatın gayesi de bu ihtiyacı karşılayan bir imtihanın gerçekleşmesidir. Kur’an’daki tabirleriyle Âla-yı illiyyin’ adı verilenen yüksek mertebeyle, ‘esfel-i safilin’ isimli en aşağı mertebenin varlığı, her bir insanın bu ikisi arasında bir yer tutacağını gösterir. Hölderlin’in dediği gibi, hiçbir şey insan kadar yükselemez ve insan kadar alçalamaz. İşte imtihanlar, bu iki uç arasında konumunu arayan insana durumunu göstermesi bakımından tetikleyici bir güce sahiptir. Şayet bu imtihanlar olmasaydı, yüksek ruhlar ile alçak ruhlar birbiri ile aynı muameleye tabi tutulacaklar; Ebu Bekir de Ebu Cehil de aynı mertebenin insanı gibi görünecek ve yaşamın yaratılma gayesi ortadan kalkmış olacaktı. Bakara Suresi’nde Allah’ ın insanları korku, açlık, mal, can ve ürün kaybı gibi musibetlerle sınamaya tabi tutacağı bildirilmiştir (Bakara, 155-1 57).
İmtihanla ilgili diğer ayet-i kerimelerden bazıları şöyledir:
”… bir iyilik görürse onunla rahatlar ve sevinir. Yok, bir sıkıntı ve imtihana maruz kalırsa, yüzüstü dönüverir. Dünyasını da mahvetti, ahiretini de. İşte budur apaçık hüsran” (Hac, 11).
”Ey insanlar! Sizi birbirinizle imtihan ediyoruz: bakalım (hüküm ve icraatımız karşısında) gerekli sabrı gösterecek misiniz?” (Furkan, 20).
’İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyle olmuştu. Bu da O’nun müminleri ayırd etmesi, münafiklık yapanları da meydana çıkarması için idi” (Al-i İmran, 166-167).
”Onları parça parça topluluklar halinde dünyanın her yerine dağıttık. Aralarında iyi kimseler de vardı, iyi olmayanlar da. Kötülüklerden dönüş yaparlar diye onları gâh nimetler, gâh musibetlerle imtihan ettik (A’raf, 168).
”İnsanlar, sadece ‘inandık’ demekle kendi hallerine bırakılacak ve çok çeşitli yollarla imtihana tabi tutulmayacaklarını mı sandılar?” (Ankebut, 2).
”Şu muhakkak ki gerek mallarınızda, gerek canlarınızda imtihana tabi tutulacaksınız” (Al-i İmran, 186).
”Sizi mutlaka imtihan edeceğiz, ta ki içinizden mücahede edenleri, sabır ve sebat gösterenleri ortaya çıkaracak ve gösterdiğiniz yararlılıkları imtihan meydanlarında örnek göstereceğiz (Muhammed, 31).
Ateş, iç içe yaratılmış varlıkların; mesela altınla toprağın birbirlerinden ayrışma sebebi olduğu gibi, imtihanlar da zahiren birbirine benzeyen ancak hakikatte çok farklı yaratılışlarda olan insanların farklarının ortaya çıkarılma vasıtasıdır. İmtihanlar insanları kaliteleri bakımından birbirlerinden ayırmakla kalmaz, her bir insanın olumlu ve olumsuz özelliklerini de birbirinden ayırıp açığa çıkarır ve insanın en derinlerine ayna tutar, böylece insanın içindeki Ebu Bekir’i ve Ebu Ce hil’i, Firavunu ve Musa’yı gösterir. “Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır” (Mesnevi, Cilt 5) diyen Mevlana da, bu hakikate işaret etmektedir.
Leo Tolstoy, Anna Karenina romanının ilk cümlesini şöyle kurar: ”Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz ai leninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır. “
Fransız düşünür ve romancı Simone de Beauvoir da ”Mutlu insanların öyküsü yoktur” der. Bu söz İngilizcede daha meşhurdur: “Happy people have no stories” olarak. Hayalen ömrümüzün sona erdiği, cenazemizin kaldırıldığı günü düşünelim. Nasıl bir hayat yaşamış, ne tür imtihanları tamamlamış olmayı isterdik? Hiçbir engel ve zorluğun olmadığı bir ömür mü, yoksa amansız şartların üstesinden gelinmiş bir ömür mü? Bütün şartların lehimiz de olduğu bir imtihanı kazanmak mı yoksa ortamın müsait olmamasına, çıkış yollarının kalmamasına, türlü zorlukların karşımıza dikilmesine rağmen kazandığımız bir imtihan mı daha değerli? ‘Zor şartların üstesinden gelindiği bir ömür daha kıymetli’ diye düşünenler için, hayattaki zorluk ve musibetler sabrın ve hatta şükrün vesileleridir.
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu