Bir Amerikalı fotoğrafçı, makinesinin objektifini çıkarıp yerine bir at gözü takmak suretiyle, çeşitli resimler çekmiş. Bu resimlerden anlıyoruz ki, eşya ve insanlar, at retinasına, gerçekte olduklarından yarım misli daha iri aksediyorlarmış. Gerçekte olduklarından dedik, bize göründüklerinden demek daha doğru olur. Çünkü bizim de eşyayı gerçek büyüklükleri ile görüp görmediğimiz ayrı bir meseledir. Amerikalı fotoğrafçının bu buluşuna dayanan bir Alman bilgini de çıkmış, “İşte” diyor “Her şeyi böyle olduğundan daha büyük görüş, hayvanda dolayısıyla bir aşağılık duygusu yaratmış ve onu daha ilk çağlardan itibaren insanın hizmetkarı derekesine indirmiştir.”
“Haldun Taner, türlü ironilerle dolu ‘Şişhaneye Yağmur Yağıyordu’ adlı öyküsüne böyle bir girişle başlar. Evet, karşımızdaki eşyanın büyüklüğü mercekten bakıldığında başka, dürbünden bakıldığında başkadır. Etrafımızdaki şeyleri olduklarından daha büyük veya daha küçük görüp görmediğimizi belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Yaşadığımız hadiselerin üzerimizdeki etkisi açısından da bu geçerlidir. Kalbimizde taşıdığımız görünmez mercek ve dürbünler sebebiyle, yaşadığımız olumsuz durumları olduğundan çok daha büyük görerek kendimizi yıpratabilir veya çok daha küçük görerek gerekli ihtimamı göstermeyebiliriz.
Arthur Schopenhauer yaşamı şöyle tarif ediyor: “Sadece mikroskopta yaşamımız devasa görünür; yaşam aslında zaman ve uzayın güçlü mercekleriyle uzatılan ve büyütülen bölünmez bir noktadır. “
Kur’an-ı Kerim buyuruyor ki: “Hani Allah, müşrik ordusunu sana rüyanda olduklarından çok daha az gösteriyordu. Böyle değil de, eğer onları gerçek sayılarıyla, çok gösterseydi, mutlaka cesaretiniz kırılır ve neyi nasıl yapmak gerektiği konusunda ihtilafa düşerdiniz” (Enfal, 43). Düşman çok mu az mı? Bu sorunun cevabı algıya göre değişir. Allah az gösterirse azdır. İş kolay mı zor mu? Bu da algıya göre değişir. Bedir savaşında destek için üç bin melek gelmişti. Ayet-i kerimede bu desteğin anlamı şöyle açıklanıyor: “Allah bunu size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın ve rahatlasın diye yaptı ” (Al-i İmran, 126). Yani üç bin melekle yardım gelmesinin sebebi, kalplerdeki ümitsizliği ortadan kaldırmak ve müminlere moral vermekti. Ortam alabildiğine olumsuz, her şey aleyhte olduğu bir anda, insanı rahatlatacak olan şey musibetin sona ermesinden ziyade, kalbe sekine inmesidir. Sekine inmeye başladığında, musibet ne kadar büyük olursa olsun, Rabbin huzurunda olma duygusu, bir dalgakı ran gibi bütün acı ve zorlukları etkisiz hale getirecektir.
“Güçlü olman seni mutlu etmeyebilir. Ama mutlu olman seni güçlendirecektir.”
-T.S. Eliot-
Eser: Dervişin Teselli Koleksiyonu