166-) İlk insandan bu yana bütün insanların sîmalarının birbirinden farklı olması, Cenab-ı Allah’ın varlık ve Birliği’nin en net delillerinden biridir.

 İlk insandan bu yana bütün insanların sîmalarının birbirinden farklı olması, Cenab-ı Allah’ın varlık ve Birliği’nin en net delillerinden biridir. (Lem’alar, “23. Lem’a, Mukaddime, 1. Yol, 3. Kelime, 3. Muhal”) İnsanların, hattâ hayvanlardan en az davar ve sığırlar gibi iri yapılı olanların sîmaları, birbirinden farklıdır. İlk insan Hz. Âdem’den bu yana yumurta ikizlerine varıncaya kadar bütün … Devamını oku

165-) Kudret’in tasarrufundaki kapsam ve sınırsızlık, bütün vasıta ve yardımcıları reddeder.

Kudret’in tasarrufundaki kapsam ve sınırsızlık, bütün vasıta ve yardımcıları reddeder. (Sözler, “Lemeât”) Daha önce de üzerinde durulduğu gibi, nasıl güneşin yeryüzününün tamamını aydınlatması ile yeryüzünde bir noktayı aydınlatması arasında fark yoktur ve ikisi de güneş için aynı derecede kolaydır, bunun gibi, Cenab-ı Allah’ın Kudret’i karşısında bir zerre ile güneş, sistemler ve bütün kâinat aynıdır. Bir … Devamını oku

164-) Bir bütün neye muhtaçsa, onun parçaları da aynı şeye muhtaçtır. O halde, parçanın Yaratıcı’sı, bütünün de Yaratıcısı’dır.

Bir bütün neye muhtaçsa, onun parçaları da aynı şeye muhtaçtır. O halde, parçanın Yaratıcı’sı, bütünün de Yaratıcısı’dır. (Mesnevî-i Nûriye, “Hubab”) Yaklaşık yüz trilyon hücreden oluşan insan vücudunda vücudun tamamı neye muhtaçsa, her hücre ve her organ da aynı şeye muhtaçtır; vücut hangi gıda ile besleniyorsa, her bir hücre de, aynı gıda ile beslenir. Bir ağacın … Devamını oku

163-) Yeryüzünü, bütün yıldızları ve ‘güneş’leri tesbih taneleri gibi kaldırıp çevirecek kuvvette bir ele sahip olmayan, kâinatta yaratma ve icat iddiasında bulunamaz.

Yeryüzünü, bütün yıldızları ve ‘güneş’leri tesbih taneleri gibi kaldırıp çevirecek kuvvette bir ele sahip olmayan, kâinatta yaratma ve icat iddiasında bulunamaz. (Sünuhât) Kâinattaki birlik ve bütünlük, bir şeyin her şeyle, her şeyin bir şeyle münasebeti, bir şeyin varlığının bütün kâinatın varlığını gerektirmesi –bir meyvenin varlığı için ağacının çekirdeğinin, havanın, suyun, toprağın, güneşin, kendi ve güneş … Devamını oku

162-) “Eşyaya masnû (sanatlı yapılmış, sanat eseri) olarak baktığınızda.. Eşyaya mahlûk (yaratılmış) olarak baktığınızda

“Eşyaya masnû (sanatlı yapılmış, sanat eseri) olarak baktığınızda Ĥâliq’ı düşünün, aksi halde tabiatperestliğe düşersiniz. (onun Yaratıcı’nın eseri olduğunu düşünmez ve onu tabiata mal edersiniz.) Eşyaya mahlûk (yaratılmış) olarak baktığınızda Sâni’i düşünün, yoksa eşyadaki sanatı göremezsiniz.” (Mesnevî-i Nûriye, Sözler, Tabiat Risalesi ) Bu hatırlatma, hem tevhid, hem ma’rifet-i İlâhî adına son derecede önemlidir. Eşya, sadece tek bir yönüyle ve Cenab-ı Allah ile … Devamını oku

161-) Her bir masnûun yüzünde öyle bir sikke vardır ki.. Ve her bir mahlûkun cephesine öyle bir hâtem vurulmuştur ki..

Her bir masnûun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak herşeyi ĥalkeden Ĥâliq’a mahsustur. Ve her bir mahlûkun cephesine öyle bir hâtem vurulmuştur ki, her şeyi yapan Sâni’den başka kimse de o hâtem bulunmaz. (Mesnevî-i Nûriye, “Lem’alar, 1. Lem’a”.) Hz. Üstad Bediüzzaman’ın bu tesbiti, hem Cenab-ı Allah’ı tanıma, hem de Kur’ân’ı ve Risale-i Nurlar’ı anlama adına çok önemlidir. Bu sebeple … Devamını oku

160-) Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz; sanatlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. 

Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz; sanatlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden, bir tohuma bir ağacı derceden, bir insan ferdini bütün kâinatın modeli yapan Nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin? (Sözler, “22. Söz, 5. Bürhan”) Evet, bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız ve … Devamını oku

159-) Bir köy, muhtarsız olmaz. Bir iğne, ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. 

Bir köy, muhtarsız olmaz. Bir iğne, ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf, kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket Hakim’siz olur? (Sözler, “10. Söz”) Bir kâğıdın üzerinde rastgele konmuş bir nokta bile görsek “Bu noktayı buraya mutlaka bir koyan vardır.” der, yani, o noktayı kendisine, kâğıda, hattâ kaleme atfetmeyi aklımıza bile getirmez, bunun yerine, onu koyan … Devamını oku

158-) Göze görme kapasitesi ve mideye açlık veren ile, sema gözüne ışık sürmesini çeken ve yeryüzünü gıda sofrası olarak seren, aynı Zat’tır. 

Göze görme kapasitesi ve mideye açlık veren ile, sema gözüne ışık sürmesini çeken ve yeryüzünü gıda sofrası olarak seren, aynı Zat’tır. (Sözler, “Lemeât”) İnsan göz, kulak, burun, dil ve deri gibi duyu organlarına; sevgi, merhamet, şefkat, nefret, öfke, yardımlaşma vb. hislere; aradabir açlık hisseden maddî mide ile birlikte sürekli doyma ihtiyacındaki akıl midesine sahiptir. Yine insan, üşür, yanar, yorulur, susar; bunların yanısıra, pek çok şehvetlerle dopdoludur. Göz … Devamını oku

157-) Bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yapmak, yani bir şeyi çok muhtelif eşyaya çevirmek ve birçok muhtelif eşyayı da birtek şey yapmak, Ezel ve Ebed Sultanı’na ait bir hususiyettir, O’nun taklit edilemez mührü veya tuğrasıdır.

Bir şeyden her şeyi, her şeyden bir şeyi yapmak, yani bir şeyi çok muhtelif eşyaya çevirmek ve birçok muhtelif eşyayı da birtek şey yapmak, Ezel ve Ebed Sultanı’na ait bir hususiyettir, O’nun taklit edilemez mührü veya tuğrasıdır. (Sözler, “10. Söz, 12 Hakikat, 1. İşaret”; Barla Lâhikası) Cenab-ı Allah’ı varlığı ve Birliği’yle en iyi tanıtan eser ve hususiyetlerden biri de, O’nun bir şeyden, bir maddeden her şeyi, her … Devamını oku