98-) Âhiret’ten sinek kanadı kadar bir nur, ebedî olduğu için, bir insanın bütün ömründe dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil gelir.

Âhiret’ten sinek kanadı kadar bir nur, ebedî olduğu için, bir insanın bütün ömründe dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil gelir. Buna rağmen insan, aceleciliği ve peşinciliği ile beraber, nefsine mağlûbiyet sebebiyle fâni dünyanın sinek kanadı kadar lezzetini bâki âlemin lezzetlerine tercih edip, şeytanın arkasından gidebilmektedir. [Lem’alar, “13. Lem’a, 7. İşaret”] Nefsin aceleciliği ve peşinciliği, insanın nefsanî hazlara … Devamını oku

97-) Küfrün dehşetli mahiyeti ve en büyük cinayet olması

Küfür, bir fenalıktır, tahriptir. Fakat bu tek fenalık, sonsuz olan Cenab-ı Allah’a, O’nun yine sonsuz olan Sıfatları’na, kâinatta tecelli eden bütün İsimleri’ne, kâinatın tamamına ve ondaki her bir varlığa, hayatlarında tek bir yalana bile yer olmamış ahlâk âbidesi bütün peygamberlere ve onlara tâbi olan ve içlerinde milyonlarca asfiyâ, ulemâ, evliyâ bulunan milyarlarca inanmış insana en … Devamını oku

96-) Küfrün sebebi olarak dünya hayatını ahiret’e tercih

Küfrün bir sebebi de, nefsin hazır bir dirhem lezzeti ileride verilecek bir ton lezzete tercih etmesidir. (Lem’alar, “13. Lem’a, 7. İşaret”; Kastamonu Lâhikası) KÜFÜR SEBEBİ OLARAK DÜNYA HAYATINI ÂHİRET’E TERCİH İnsan, acelecidir. Bu aceleciliğini namazı vaktinde kılma, zamanı çok iyi kullanma, söz verdiği bir işi söz verdiği zamanda yapma ve hayırlı amelleri geciktirmeme gibi hayırlarda kullanması gerekirken, bazıları, … Devamını oku

95-) Ene ve Enaniyet

Enaniyetten kaynaklanan gizli şirk katılaştığı zaman, sebepler şirkine dönüşür. Bu da devam ederse, en nihayet küfre varır. Bu dahi devam ederse –Allah korusun!– Yaratıcı olarak dahi Allah’ı inkârda noktalanır. (Mesnevî-i Nûriye, “Zerre”.) “ENE” VE ENANİYET İman ile küfrün arasındaki perde hem kâinat kadar geniş ve kalın, hem mevhum bir hat kadar incedir. Evet, kâinattaki her bir gerçek imanı haykırmakla, hayatta … Devamını oku

94-) Dış ve İç âlemde tefekkür

Tefekkür, gafleti dağıtır. Fakat insan, nefsinde, iç âleminde, hususî hallerinde tefekkür ettiği zaman derinden ve ayrıntılı tefekkür etmeli; âfâkî, haricî âlem üzerindeki tefekküründe ise yüzeyden gitmeli ve ayrıntıya dalmamalıdır. (Mesnevî-i Nûriye, “Habbe, Zeylü’l-Zeyl”) DIŞ ÂLEMDE VE İÇ ÂLEMDE FARKLI TEFEKKÜR Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyetinde insanı Allah’ın âyetleri, yani kâinattaki her şey ve icraatı üzerinde düşünmeye çağırdığı … Devamını oku

93-) İman tecdide, yenilemeye muhtaçtır.

İnsan, hem şahsı, hem de içinde bulunduğu âlem sürekli yenilendiği için her zaman imanını tecdide, yani yenilemeye muhtaçtır. (Mektûbât, “26. Mektup, 4. Mebhas, 4. Mesele”) Her gün, yeni bir gündür ve yeni bir dünya kurulur. Hattâ, her an yeni bir andır ve dünya her an yenilenmektedir. Bilhassa ehl-i tasavvuf âlimler, kâinatın her an zeval–hudûs yaşadığını, yani Cenab-ı Allah’ın her an kâinatı … Devamını oku

92-) Hidayet dalâlet ve gaflette insanlar derece derecedir.

Hidayette de, dalâlette de insanlar derece derecedir. Bunun gibi, gafletin dereceleri de muhteliftir. Gaflet, hissi iptal ettiğinden, herkes, her mertebede bu hakikatı tamamıyla hissedemez. (Lem’alar, “17. Lem’a, 5. Nota”) Denebilir ki, insanlar, hattâ insanların halleri sayısınca hidayet ve dalâletin dereceleri vardır. Herkes, aynı hidayet veya dalâlet mertebesinde olmadığı gibi, herkes, her halinde de aynı hidayet veya … Devamını oku

91-) İnkâra önemli bir sebeb olarak ilim gururu

Gaflet, günah ve maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, geniş ve derin meseleleri anlayamadıklarından, bir gurur-i ilmî ile inkâra saparlar. (Şualar, “7. Şua, Mukaddime”) İNKÂRA ÖNEMLİ BİR SEBEP OLARAK İLİM GURURU Cenab-ı Allah (c.c.), Kendisi’ni tanımamız adına kâinatta pek çok misaller yerleştirmiş; öyle ki, kâinatı baştanbaşa bir ma’rifet, yani Kendi’ni tanıtma kitabı kılmıştır. Daha önce de temas edildiği gibi, Cenab-ı … Devamını oku

90-) Adem-i kabûl (kabûl etmemek), kabul-ü adem (yokluğunu kabûl etmek)le karıştırılır.

“Adem-i kabûl (kabûl etmemek), kabul-ü adem (yokluğunu kabûl etmek)le karıştırılır. Kabûl etmemek, lâkaytlıktan ve bilmemekten gelen bir hükümsüzlüktür. Kabul-ü adem (Yokluğunu kabûl etmek) ise bir hükümdür ve delil ister.” [Sözler, “15. Söz’ün Zeyli”; Tulûât] ADEM-İ KABÛL, KABUL-Ü ADEMLE KARIŞTIRILMAMALI İnkâr veya küfrün mahiyetiyle ilgili olarak çok düşülen hatalardan biri de, adem-i kabûl, yani sadece kabûl etmeme, inanmama hali ile kabul-ü adem, yani reddetme, inkâr … Devamını oku

89-) İnkarda bir ile bin, birdir.

“Bilhassa gerçeklerin varlığını ispatta kıymet ve ehemmiyet, sayı çokluğunda değildir. Dolayısıyla, kâfirlerin çokluğu, bir iman hakikatini daha çok sayıda insanın reddetmesi, o hakikate zarar vermez.” [Lem’alar, “17. Lem’a, 6. Nota”] İNKÂRDA BİR İLE BİN, BİRDİR Kıymet ve ehemmiyet, sayı çokluğunda değildir. Çünkü insan, insan olmaz, insanlıktan çıkarsa şeytana dönüşür ve hayvanî ihtiraslarda battıkça ondaki menfî hayvanî sıfatların gelişmesiyle … Devamını oku